Televizyon yayıncılığı artık başka bir boyuta geçiyor. Aslında kanallar hallerinden memnun; ama teknolojik gelişmeler ve günden güne gücüne güç katan Sosyal medya bu durumu onlar için hızlandırıyor. Maksat kimseden geri kalmamak, izleyici kaybetmemek, reklam pastasındaki o kocaman dilimlerini küçültmemek.

onair1Lakin pek cesaretli olduklarını söyleyemeyeceğim. Özellikle büyük medya organları bu değişimin yönünü kestiremedikleri için oldukça afalladılar. Şimdi daha yeni yeni sosyal medya çalışmalarına başladılar ayrıca yeni sistemlerde deniyorlar. Cep mesajları ve mailler ile başlayan trafiği artık uygulamalar yönlendiriyor. Hemen hemen büyük kanalların hepsinin cep telefonlarımıza ya da iPad’lerimize indirebildiğimiz uygulamaları var. Son dakika haberleri, ekonomi, hava durumu, spor bültenleri gibi içeriğe sahip uygulamalar artık oldukça fazla kullanılmaya başlandı.

Türk insanı izlemeyi sever, okumayı sevmez diye nitelendirdikleri izleyiciler şekil değiştiriyor. Artık 24 saatinin, 1 saatini haberleri izleyerek harcamıyor; çünkü artık otobüste giderken bile o haberlere gün içerisinde cep telefonundan ulaşabiliyor. Elbette şu an için herkes böyle değil. Bunun farkındayım lakin geleceği düşünürsek herkes böyle olacak. Hem de bu gelecek uzak değil. Bunun farkında olmalı ve yeni sistemleri, yeni düzenleri erken kabul edip, yenilikçi ve öncü olmalıyız.

İşte, Türkiye’deki büyük medya kuruluşlarının sorunu burada başlıyor. Bu, yenilikçi ve öncü olamama sorunudur. Yenilik sadece sezona yeni bir dizi koymak, yeni bir program başlatmak, yeni bir ekran yüzü bulmak, yeni bir logo yapmak değildir. Yenilik, gelişen ve değişen düzenin içerisine girmek ve öncü olmak demektir. Benim eleştirim, sosyal medya ve diğer sistemlere karşı sergilenen soğuk duruştur. Ama gelin görün ki, büyük bir ivme kazanan sosyal medya bu soğuk duruşu bile ısıtmayı başardı. Şimdi bütün kanallar sosyal medya çalışmaları yapıyor, dizileri ya da programları yayınlanırken Twitter için hashtag oluşturmaya çalışıyorlar…

Eğer sosyal medya, geleneksel medya tarafından doğru kullanılırsa muhteşem bir iş çıkar ortaya. Bunu öncüsü bizim ülkemizde Okan Bayülgen ve Tv8’dir. Eğer Tv8 bu vizyona sahip olmasaydı muhtemelen diğer kanallar bunları örnek alıp yapacak bir televizyon kanalı daha bulamazlardı. Bulsalar bile, belki de bu kadar erken fark edilemez ve bu kadar etkili olamazdı.

 

Kanalların şunu kabul etmesi lazım, artık izleyici profili değişiyor. Daha bilinçli, vizyonu olan bir kitle oluşuyor. Biliyorum, kabul etmek zor, çeşit çeşit insan var; ama gelişen teknoloji ve sanayi ile nasıl şimdi herkesin evinde bir bilgisayar cebinde bir ya da belki iki telefon varsa, gelecek dönemde televizyon izleme şekli ve anlayışı tekrar değişime uğrayacak. Ipad, Smart TV, Blu Rayler, Google Tv… Bunlar sistemleri birbirinden farklı olsa da, geleceğin en yakın örnekleri…

 

Tüplü Televizyonları bir kenara bıraktık sayılır, plazmalar ise evlerimizdeki yerlerini de çoktan aldı, ama şimdi internet bağlantılı televizyonlar plazma televizyonların papucunu dama atacak. Tabii plazmalarını bir kenara bırakmak istemeyenler  ”TV Modemi” alarak, internet ve televizyon keyfini tek bir kumanda ile çıkarabilecekler.

Peki klasik televizyon izleme alışkanlıklarımıza ne olacak ?

Bir araştırma firmasının söylediğine göre; televizyondan internete girmeye duyulan ilgi büyük ölçüde artış gösteriyor. İnternetin devreye soktuğu Blu-ray’ler, Apple Tv, Roku ve Google Tv gibi dijital ağ tabanlı medya oynatıcılara çok güçlü bir talebin olacağı görülüyor.

Tam olarak kurulu bir sistemden söz edemesek bile, teorik olarak başarısı kabul edilmiş ve merakla beklenen bir sistem kuruluyor.

Peki tüketici merakla beklerken üreticiler ve yayıncılar ne durumda?

LG, Sony, Samsung bu alanda yatırımcı olarak ön sıradalar. Piyasaya sundukları internet bağlantılı televizyonlar gelecek ürünlerinde bu çerçevede şekilleneceğini gösteriyor.

Bunlar olurken dünyada ki tüm ulusal TV kanalları, yeni sistemleri kullanmakta başarısız oluyor. Yeniliklere ayak uydurmada sıkıntı yaşıyorlar ya da cesaret edemiyorlar. Belli ki, klasik medya yayıncılığının devam edeceği düşüncesinden kendilerini alamıyorlar. Oysaki izleyici alışkanlıkları şekil değiştirmeye başladı bile. İnternet üzerinden tv izleyenlerin sayısında oldukça büyük bir artış gözlenmekte.

Bu artış ne kadar yüksek bir grafik çizerse, gelecek dönemler için reyting ölçümlemelerinde doğru bir yol göstericisi olacak.

Ne yazık ki, yayıncılık konusunda, Google TV’nin attığı adımdan esinlenerek farklı bir girişimi ya da projesi olan bir kanal yok.

Yatırımcıların cesaret edemedikleri bir alan olduğu için süreç biraz yavaş ilerliyor; neticede “bir sürü yeni sistem bir sürü yeni masraf demek.”

Türkiye için değerlendirirsek durum biraz daha vahim görünüyor.

Neden mi?

Türk izleyici kitlesi farklılıkları sever, kolay kabul eder ama çoğu televizyoncu “Biz yılların  televizyoncusuyuz, olur mu öyle şey?” der ve durumu o cümle ile noktalar. İşte bu da “Televizyonculuğumuz yılların tekrarından mı ibaret? ” sorularını aklımıza getirir, iş bu ki, bu kafada ki yayıncılar olduğu sürece bizim de yeni sistemlere geçişimizde senelere varan bir gecikme meydana gelecektir.

Tabii biz yine de umalım da, bu gecikmeler olmasın.

17.01.2012

Sosyal Medya, televizyon izleyicisi açısından duyarlı bir profil oluşturuyor, iyi ya da kötü, içerideki herkesin bu profile katkısı var. Televizyon ile rekabet halinde değil, birbirlerini tamamlıyorlar. Yani Sosyal medyayı büyük bir cephanelik gibi ya da hazine gibi düşünebiliriz. Belki de, farkında olmadan ileride izlemek istediğimiz programların temelini atıyoruz.
Mesela, Televizyonda yayınlanan magazin programları etkisini yitiriyor, hatta yitirdi denebilir. Bundan 10 sene öncesini düşünürsek, her kanalın saatlerce süren magazin programları vardı, şarkıcıların, mankenlerin ve ne olduğu belli olmayan insanlar hakkında haber yakalamak için magazin muhabirleri birbirleriyle yarışırlardı, kişilik haklarına saldırgan yayınlardı bunlar, üstelik yaptıkları haberler sanki memleket meselesi gibi ana haberlerde bile yayınlanırdı.
Ne yazık ki birçok kanal, bu mantıkla yayın yapıyordu, yapmadık diyen yalan söyler.
Magazini o kadar önemli bir şeymiş gibi gösterdiler ki, izleyende öyle sandı! İzleyici alışkanlıkları kazandırıldı, topluma kazandırılan tek şey sadece Magazindi.
İzleyici istekleri ön planda değildi, birileri bir şekilde ünlü oldu, izleyicinin ise sadece televizyonu açıktı. Belki izledi belki izlemedi, ama kazananın izleyen taraf olmadığı kesin bir gerçek. Bir reyting ölçüm sistemi elbette vardı, şu an da Reyting Şikesi olarak nitelendirilen sistemden bahsediyorum…
O kadar karışık bir dönem ki, düşünsenize bu dönemin yayıncılarının, programcıların, kanal sahiplerinin birçoğu bize ”Televizyon Darbesi” yapmış.
Yani kimse sabahın köründe göbek atmaz değil mi? Tabii normal alışkanlıklara sahipsek.
İzlediysek de, ne yaptıklarını anlamaya çalıştığımız için izlemişizdir.
Peki ya sonra, farklı bir alternatif oldu mu?
Olmaz mı, sabah programları yapan kanallar tüm formatı resmen darbuka ve göbek show üzerine kurdu…
Sunucu gelir, oynar, oynar, konuşur, oynar, şarkı söyler, oynar, konuşur sıkılır oynar, şarkı söyletir, oynar, sarılır, bağırır, arada bir vtr’miz var der oynar, kızıyor numarası yapar, reklamlar der oynar, sunucu gider (oynar).
Bir dönem resmen böyle geçti. Durumun ne kadar ciddi olduğunun farkında mıyız? Ya da o yayınları içine sine sine yapanlar farkındalar mı? Bu tip programların, izleyeni ne kadar olumsuz yönde etkilediği söylemek için uzman olmaya gerek var mı? Bu programlar, izleyen insanları uyuşturmaktan başka bir şey yapmadı.
Neyse ki bu dönem artık sonlanmak üzere, tabii temsilen birkaç program devam ediyor olabilir.
Sabah programlarında ki değişimin, gelişerek devam edeceği inancını taşıyorum, ve birçok başka programında. Çünkü yeni nesil televizyon çocuklarının bakış açısı daha farklı, değişim istiyorlar.
Pardon, Evlilik programlarını unuttum.
Ne yazık ki o programlar da, 10 sene öncesinin sabah programları gibiler. İnsan ilişkilerini saçma sapan bir boyuta  çekiyor.  Duyarlı bir televizyon yöneticisi ya da sahibi, bu tip programlara izin vermez, vermemeli.
Yapmayan yapmıyor.
Tüm bunlara rağmen gümbür gümbür gelen bir Sosyal Medyamız var.
Hepimiz televizyona sadık kalacağız ama televizyon izleme alışkanlıklarımız şekil değiştirecek.
Televizyonculuk anlayışımız değişecek, hepimiz sosyal bir televizyon olacağız.