Hedef kitlenizin satın alma kararını etkilemek ve mevcut müşterileriniz ile aranızdaki bağlılığı arttırmak adına yapılan dijital kaynaklı çalışmaların tümüne İçerik Pazarlaması denir. 

Kullanılan içerik çeşitleri:

          Makale/ Blog Yazısı: % 69

          Resim/ İnfografikler: % 33

          Sosyal Medya  % 84

          E-Bülten:  % 78

          Video: % 70

          Ses/ Podcastlar: % 20

İyi bir içeriğin bileşenleri:

         Özgün 

         Paylaşılabilir

         Anlaşılır 

         Hedef kitle  

         İmla kurallarına uygunluk

          İzlenebilirlik

İçerik Pazarlaması’nın Önemi:

          Trafik çeker

          Sosyal Medya kanallarıyla bağ kurabilme olanağı (Engagement)

          Anlık iletişim

         Satın almadaki rolü 

Dijital sektörü çok seviyorum ama farklı sektör ve alanlarda çalışan insanların, bizim alanımıza yapmış olduğu aşırı müdahaleci tutum artık canımı sıkmaya başladı.

Son zamanlarda bu müdahaleci insanlara yaptığımız işin doğruluğunu anlatırken buluyorum kendimi ve bu durumdan ciddi olarak hoşnutsuz olmaya başladım. Senelerdir sektör içerisinde bir çok marka, kurum ve kişilere çeşitli hizmetler vermiş olan ben artık dijitalin önemini anlatırken ezbere konuşmaya başladığımı fark ediyorum. Sanırım bizim sektörün en temel sorunlarından biri sürekli olarak “öyle mi yapsaydık, böyle mi olsaydı, onlar bunu yapmış biz de bunu yapalım ama bizim bütçemiz yok…vs”

İşte bunlar ve daha fazlası ile başlayan sorgulama süreci, sosyal medya yönetimine karışılması ile devam ediyor. Mesela bazı büyüklerimiz 10 dakika da bir Facebook’tan fotoğraf paylaşılsın istiyor… 90 bin’lik sayfanın üyeleriyle tek tek bağlantı kurmamızı talep ediyor, açtığımız etkinliğe neden kimse gelmiyor oysa 50 liralık reklam bütçesi vermiştik size deniliyor. Ah ve ahh… 🙂

Geleneksel medya tarafını çok iyi bilen biri olarak beni içine çeken Dijital sektöre yapılan bu haksız ve yersiz sorgulamalar karşısında çok üzülüyorum. Yapılan işin raporlanması bazı büyüklerimiz için hala bir anlam ifade etmiyor, onlar için büyük bütçeli gereksiz harcamalarla dolu bir etkinlik daha anlamlı. Ne diyelim bizler uzun süre sektörün yeniliğinin cefasını çekeceğiz. Dilerim bizden sonrakilere uygun bir zemin hazırlıyoruzdur.

Hepinizi öptüm. 🙂

 

Hepimiz sosyal medyanın kölesiyiz diyen dijital sektör çalışanlarına eski usül falaka sistemini uygulamak oldukça mantıklı geliyor bana. Ya kardeşim pardon ama ekmeğini yediğin işin kölelikle ne alakası var? Hadi sen kendini ve kendin gibileri ayrı tutarak söylüyorsun bunu ama kullanıcıya köle demek neyin kafası kardeşim?

Ya sen konferanslara konuşmacı olarak katılmak için bir taraflarını yırtmıyor muydun? Hatta iphone 6’nın satışa çıktığı gün kim zorlu centerda saatlerce o son teknoloji harikası sevimli telefonu almak için kim bekledi? Kendini kral mı sanıyordun, sen kimin kölesisin ya tatlım anlatsana biraz?

Biliyorum eski reklamcıların kafasını! Ahh ne günlerdi di mi beyler? Hedef kitleyi gerizekalı gösteren anket sonuçlarına göre hazırladığınız o reklamlarınızı unutmak ne mümkün! Lakin bakın şimdi işler biraz değişti.. Hani hepimiz sosyal medyanın kölesiyiz ya, o iş aslında pek öyle değil.

Olayı genel olarak ele alırsak medya dünyadaki en önemli görünmez güç, bu konuda hem fikiriz. Geleneksel medya müdahale edilebilir alan, her ne kadar özgür gibi görünse bile buna kimsenin inanmadığını biliyoruz. Etki alanı oldukça geniş bu nedenle fikir aşılama ve toplumların algılarını değiştirme konusunda oldukça kuvvetli bir silah. Televizyonda söylenen bir söz 1 kuşağın tüketim alışkanlıklarını değiştirebilecek güçteydi! Yani insanlar radyonun söyleyeceği, gazetenin yazacağı ve televizyonun zihnimize kazıyacağı şeylerin kölesiydi. Algı kölesi… Zaman değişti, sokakta taso oynayan çocuklar büyüdü, hayal etmeyi değil hayallerini gerçekleştirmenin yollarını arayan bir neslin büyük arayışı sonucu hayatımıza internet girdi, derken zaman geçti falan filan akıllı telefonlar ve sosyal medya! 21. yüzyılın big bangi internete artık sosyal medya deniyor oluşu olabilir 🙂 Her neyse sosyal medyanın insanların alışkanlıklarını nasıl değiştirdiğini biliyorsunuz işte o konuları uzun uzun burada yazmaya kalkarsam bana bir üniversitede kürsü vermeleri lazım!

Aptal anket sonuçlarının artık geçerli olmadığı bir dönemdeyiz. Reklamcılar hala olayı kölelik falan sanıyor, kendilerini aptal ofislerinin kralı sanırlarken aslında çok komikler ya.. Akşamdan kalma ajans çalışanlarının kreatifliği öpmek yerine köleliğe boyun eğmesi aslında basit bir gofretin bile tüm pazarlama planını etkiliyor. Dolayısı ile her şey etkileniyor! Ah ne ahmaklık!

Neyse demem o ki, artık reklamcılar kullanıcıların kölesi oldu, kullanıcılar ise kimsenin kölesi değil. İki gofret sattırmak ile kral olunmuyor amca bil istedim! Kapiş?

Kullanıcılar artık olabildiğine özgürler ve bireysel medyanın gücünün ne demek olduğunu her an deneyimliyorlar.

Özgürlük denilen şey her zaman masmavi bir deniz, yemyeşil bir orman olarak çıkmaz karşımıza, işte bu da öyle bişi…

 

Hadi iyi dersler.

İnternet devrimi dijital dünyanın özüdür. Bizler bu özün, onu geleceğe taşıyan parçalarıyız. ,

Son yıllardaki gelişime milyarlarca insan elindeki akıllı telefonuyla buna tanıklık ediyor. Hemen hemen tüm sektörler internet devriminden etkilenerek günümüz dünyasının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çözümler üretmeye başladı. Her geçen saniye dünyanın bir yerlerinde birileri bir şeyler buluyor, öğreniyor veya öğretiyor. Değişim artık kapalı kapıların, duvarların ve yüksek korumaya sahip bilgisayarların içerisinde değil, değişim artık bizimle. Değişim uyurken baş ucumuza koyduğumuz akıllı telefonumuzun içerisinde başlıyor.

Selamlar…

28 Mayıs 2013

Geleneksel reklamcılık elbette bitmiyor ama bitecek olursa muhtemelen içerik yoksunluğundan sönüp gidecek. Özellikle sosyal medya reklamcılığını kullanma konusunda büyük hatalar yapan geleneksel reklamcıların imdadına dijital pazarlamacılar yetişti ama dijital pazarlamanın derinliğini ve etkisinin büyüklüğünün farkında olmayan ve bu nedenle hala bu alana uzak duran yatırımcılar var, ne büyük hata!

Neyse, gelelim Dijital Pazarlamaya.

Dijital Pazarlamanın yapı taşı içerik ve içerik pazarlamasıdır, peki nedir bu?

Normal reklamların yapamadığını yaparak uzun vadede hedef kitle ile bir güven ilişkisi kurup markaların itibarını artırmaya yarayan alternatif bir yöntemdir; bunun yanı sıra içerik pazarlamasının en önemli etkilerinden biri de ürün satışına yapmış olduğu pozitif katkıdır.

Aslında içerik pazarlamasının özünde güven vardır. Hedef kitle ile kurulan bu güven ilişkisi uzun vadede markanın tercih edilmesini sağlar. Geleneksel reklamcılık bunu marka konumlandırma olarak tabir eder. Sosyal Medya Reklamcılığında da bu aynı gözükür ama içerik olarak tamamen farklılar. Çünkü klasik bir marka konumlandırma çalışması uzun bir süreci içerisinde barındırır, Sosyal Medya’da ise bunu saniyeler içerisinde bile yapabilirsiniz.

Yani sonuç aynı, yöntemler farklı.

Sosyal Medya’nın bu denli yükselmesi geleneksel reklamcılığın kafasını karıştırdı, onlar pek bu durumu kabul etmeseler bile hepsi zamanla gelenekselden, yeni medyaya kaymaya başladı. Son dönemlerdeki sloganları gelenekselin içerisinde eritilmiş sosyal medya reklamcılığı!

Tabi işlerini ne kadar doğru yaptıkları tartışılır!

Çünkü tüm dünyaya baktığınızda da en iyi dijital işler her zaman dijital ajanslardan çıkıyor ve dijital ajanslar geleneksel reklamcılara nazaran daha yaratıcı. İşte bunun nedeni içerik pazarlamasının büyük bir önem arz ediyor olmasıdır. Çünkü geleneksel reklamcılıkta ürün hedef kitlenin yüzüne çarpılıyorken; diğerinde hedef kitle tatlı tatlı ürüne doğru koşuyor.

İçerik pazarlaması yaratıcılığa açık olarak üretilmiş her türlü done ile başarılı bir şekilde yapılır. Amaç sadece hedef kitleyi vurmak değil, insanların keyif almalarını sağlamaktır.

İletişim çağı insanların odaklanma sorununu ortaya çıkardı. Tüm mecralarda reklam olması dünya insanlarının reklam görünce kaçar hale gelmesine neden oldu. Hal böyleyken kaçtığımız reklamlara güvenemediğimizi fark eden reklamcılar artık bize strafordan yapılmış yaş pastaları değil kekin üzerindeki ekstra pudra şekerini vaad eder oldular.

Hangisi geleneksel hangisi dijital anlamışsınızdır.

Hatırlarsınız geçtiğimiz sezon reyting sistemi aniden patlak vermişti. Adı sanı bilinmeyen bazı yapımcılar gözaltına alındı, ismi bu reyting şikesine karışan yapım şirketleri kapatıldı…

Peki kimdi bu adamlar? Piyasada, televizyonda hangi işlerini izlemişiz, muamma!

Neyse.

Bu reyting sisteminin çökmesi ile geçen sezon boyunca reytingler ölçülmedi. Piyasada büyük bir boşluk olur mu diye düşünmüştüm ama pek olmadı. Yine eski usul diziler, programlar yayınlandı ve bazılarının tutmadığı (neye göre bilmiyoruz) söylenerek ekrana veda ettirildi. Deneme yanılma yöntemi olarak bu birçok televizyon kanalı için rahat bir dönem oldu diyebilirim.

Fark ettiniz mi bilmiyorum ama reyting olayı patladıktan sonra, sosyal medyayı sallamayan ne kadar piyasada adam varsa hepsi bir anda sosyal medyacı oluverdi. Ölçülemeyen reytingin yerini, sosyal ağlarda konuşulma oranları aldı. Hatta bazı yapımcılar sosyal medya şirketleriyle çalışmaya bile başladı.

Bu bir yapımcı için cidden büyük bir olay.

Aslında olması gerekende buydu zaten. Hem daha kurumsal  hem de daha stratejik duruyor. Neticede bu olay sosyal medyanın ve televizyonun birbirini tamamlayıcı nitelikte oluşunu fark ettirdi. Başarılı oldu mu diye sorarsanız, daha değil derim ama önemli olan bir adımın atılmış olasıdır.

Benim son dönemlerde çok kızdığım bazı olaylar var, bunları paylaşmak istiyorum. Bu dizilere ve programlara sosyal medya yönetimi konusunda çok saçma hizmetler sunan ajanslar var. Genellikle çoğunun düştüğü bir hata var; dizinin ya da programın yayın saatinde twitterdahashtag yapma çalışmalar! Hata diyorum çünkü gerçekten çok boş bir uğraş. Yapmak için yaptı derler ya hani, onlarınki de böyle bir şey. 50-60 tane, belki daha da fazla sahte twitter hesaplarıile yayın hakkında, hash tagine tweet atıyorlar. Hiç birini bu zaman kadar TT’de görmedik, görmeyeceğiz çünkü başarısızlar. Onlarda bunu biliyor ama kendilerini düzeltmek işlerine gelmiyor.  Ama bu ajanslar yeri gelincede “biz sizin sosyal medyanızı yapıyoruz” diye yapımcıları yemeye de devam ediyor. Oysa televizyon dizilerine ve programlarına sosyal medya işi yapanlar, twitterda kendi alanlarına yönelik kullanıcılara yönelseler ve direkt olarak kitlesine hitap edebileceği fenomenler ile iş birliği yapsalar daha başarılı olurlar. Yapanlar elbette var ama çok az. İşini hakkı ile yapan adam her zaman kazanır, diğerleri ise zamanla kaybeder.

O ajanslara diyeceğim şu; para kazanıyor olmanız başarılı olduğunuz anlamına gelmez.

Konuyu toparlayacak olursam bu sene geçen sezon gibi değil, televizyon ve sosyal medya arasında daha kompleks bir yapı oluşuyor. Bu karmaşa gelecek olan düzenin habercisidir diyebilirim. Belki 1-2 sezon daha sürebilecek bu düzensizlik televizyon ve sosyal medya ilişkisinin üst boyutlara taşınması ve yeni ve bağımsız sistemlerin kullanımına başlamasıyla tamamen düzelir diye umut ediyorum.

Bu yazımı her hangi bir kişiyi ya da kurumu hedef almadan, genel piyasa gözlemime dayanarak yazdım. O nedenle eğer tüm bunları kim yapıyor diye merak ediyorsanız, birazcık daha gözlerinizi açın derim.

Sosyal medya yakın zamana kadar bir çok medya organı ve yayıncı için çok fazla önem teşkil etmiyordu. Çünkü klasik yayıncılığın, aslında bir değişim ve geçiş süreci yaşadığını bir çok kişi fark etmemişti.

Aslına bakarsanız, sosyal medya televizyon için kaldıraç görevi görmektedir.

Türkiye’de son 6 ay zarfında bu konu ile ilgili ciddi değişimler ve gelişmeler yaşandı. Mesela bir çok yayın organı sosyal medya aracılığı ile izleyicisine, okuyucusuna ulaşma yolları aramaya ve bu konuda uzmanlar ile çalışmaya başladı.

Şu sosyal medya kullanımı son dönemlerde ne kadar moda bir söyleyiş oldu değil mi?

Hangi televizyon kanalı açarsanız açın, karşınıza çıkan bültenler, programlar, haberler, diziler, yarışmalar ve daha bir çok yayında illa ki sosyal medya ile ilgili bir şeyler çıkıyor. Elbette bu çok umut verici, yani en azından televizyon kanalları, yöneticiler, haber müdürleri, yapımcılar, sunucular bu alanı artık es geçmemeye çalışıyor.  Tabi kullanım alanları, algılama biçimleri farklılık gösteriyor. Yani, sosyal medya kullanımı demek bir çoğu için twitter ve facebook üzerinden seyircilerin onlar ile iletişime geçmesi demek.social tv 245x300 Gelecek Hayaller ile Doludur...

En çok bilinen bu iki ağ sayesinde farklı iletişim kanalları oluşturulmaya çalışılıyor. Başarılılar mı, değiller mi diye sorarsanız, televizyon kanallarının pek başarılı olduğunu söyleyemem. Çünkü sosyal medya gibi alanlarda kurumlar değil, kişiler daha fazla ön plana çıkıyor.

Gençler televizyon izlerken bir yandan arkadaşlarıyla sosyal ağlar aracılığı ile iletişim kurma ihtiyacı hissediyor. Bu ihtiyaç artık öyle bir hal aldı ki, artık sadece bilgisayarlarımızdan değil, telefonlarımızdan, tabletlerimizden ve televizyonlarımızdan da internete girebiliyoruz. O an izlediğimiz, gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz neyse, bunu hemen sosyal medya kanalları aracılığı ile duyurabiliyoruz, ve bu yaptığımız şey bizi mutlu ediyor.  Bu nedenle zaten paylaşım çağı yaşıyoruz ya…

Bu gelişmeler doğrultusunda, “televizyon artık çıkmaz bir sokak değil” dersek, yanılmış olmayız.

Bu kadar hızla gelişen, ilerleyen ve yayılan teknolojinin sonu ne? Bunu sadece televizyon sektörü için sormuyorum.

Gelecek teknolojiler ile ilgili en çok fısıldanan şey, kullandığımız her şeyin internet bağlantılı ve uygulamalı içeriklere sahip olacağıdır.

Çok basit ve çok yaygın bir örnek olan Jetgiller çizgi filmini hatırlarsınız, belki teknoloji o boyuta gelir ama bizler göremeyiz derler. Merak uyandırıcı, iştah kabartıcı ve ne kadar hayali değil mi? Özellikle halen Ay’a gidememiş bir toplum için…

Herkesin uçan arabalar kullandığı bir dünya, temizlik yapan gerçek robotlar, yemek yapan makineler, sabah uyandıran yataklar, kıyafetlerimizi giydiren dolaplar… vs

Tabi, sadece bir çizgi film ile tüm geleceği yorumlayamayız ama insanoğlunun ne kadarını daha hayal edeceğini tahmin edebiliriz.

Neticede gelecek hayaller ile dolu değil mi?

Kitle İletişim alanında gelişmekte olan İnternet haberciliği, geleneksel medyanın pahalı yatırımlarına rağmen hem görsel hem de yazılı medyanın tüm fonksiyonlarını içinde barındırmaktadır.

2000’li yılların başından itabaren özellikle ekonomik kriz ile işsiz kalan birçok gazeteci, internet alanına yöneldi ve İnternet Yayıncılığı yapmaya başladı. Kriz sonrasında reklamcıların ilgisini üzerine çeken bu yeni mecra, büyük medya kuruluşlarının da dikkatini çekti. Birçok gazete İnternet Yayıncılığı yapmaya başladı. Düşen tirajların yerini, tıklanma sayısı ve sosyal ağların gelişmesiyle paylaşım sayıları aldı.

Habercilik anlayışı da, bu süreç içerisinde sosyal ağların çoğalması ile farklı bir boyut kazandı. Artık kimse haberleri izlemek için akşam haberlerini ya da okumak için sabah alacağı gazeteyi beklemek zorunda değil. Hatta artık haberleri sadece, medya kurulGazeteler-87x300uşlarından almıyoruz. Özellikle Twitter ve Facebooksayesinde, insanların anında paylaşımı ile de habere ulaşabiliyoruz.

Büyük medya kuruluşlarının İnternet yayıncılığı yapan web siteleri günlük ziyaretçi sayısının fazla olduğu ağlardır. Lakin son zamanlarda yoğun olan bu trafiğin ayrı bir memnuniyetsizliğeneden olduğunu söyleyebiliriz.

Haberler, içerik ve reklamlar…

Mesela siteye girmek için genelde 8 saniye sonra yönlendirileceksiniz reklamları çıkıyor, kapatmak istediğimiz de yanlışlıkla reklama tıklamış oluyoruz. Bunu geçtim, haberleri okumaya koyuluyorsunuz ama tıkladığınız haberin içeriği yok ortada, haber bile yok sadece başlık var. Bir umut ana sayfaya dönüp diğer haberlere göz atmak istiyorsunuz ama sitenin aşağı kısımlarına indikçe bikinili habercilik anlayışına lanet edip kapatıyorsunuz.

Bunun nedeni bence, yayın organları sahiplerinin İnternet haberciliğini sadece reklam geliri olarak görmesidir.

Tüm bunlara rağmen İnternet haberciliğini hakkını vererek yapan web siteleri var.  Benim bildiğim kadarıyla, özellikle son dönemlerde Gazeteler bu yayıncılardan çok rahatsızlarmış. Çünkü hem düşük tirajları daha da düştü hem de web sitelerinin trafiği azaldı. İşte bu yüzden, büyükler İnternet haberciliği yapan sitelerden rahatsız.

İnternet haberciliği yapan gazeteciler ise bu durum karşısında “Biz sorumlu haberci olmak istiyoruz” diyor.

İnsanların televizyon izleme alışkanlıkları nasıl şekil değiştirmeye başladıysa, gazete okuma alışkanlıklarımız da bir o kadar değişti. Belki gazeteler hiç basılmayacak, onun yerine abonelik sistemi ile herkese günlük haberleri takip edebileceği ve kişiselleştirebileceği bir tablet sistemi geliştirecek…

Belli mi olur, gelecek çok yakın, yeter ki bikinili habercilikten vazgeçilsin…

 

Evet, hepimiz belgesel izliyoruz; biliyorum.

Bu başlık ne kadar tanıdık geldi dimi? Mutlaka bunu söyleyen insanlarla karşılaşıyoruz, hatta bazen kendimizi bile bunu başkalarına söylerken bulabiliriz.

bDizi izlemek ayıp mı?

Tabi ki hayır, ama nasıl tercihlerimiz bizim karakterimizi yansıtıyorsa, izlemeyi seçtiğimiz dizi ya da programlarda bizim karakterimizin bir parçası oluyor. Yani bazen ben bile diyorum, “Kim izliyor bunu?” diye, o çok kızdığım saçma sapan bulduğum dizilerin bile illaki bir izleyici kitlesi var. Benim tercihim olmasa bile, bir başkası onu izlemeyi tercih ediyor.

Olabilir…

Geçen akşam üzerini twitter üzerinden “Ekranda görmeye tahammül edemediğiniz diziler ve programlar hangileridir” diye sordum.

O kadar çok cevap geldi ki,  hatta 1 saat sonra TT listesine #aslaizlmiyorum hashtagi girdi.

Hastagi yapan ben değilim, benim sorumdan esinlendiği arada ki zaman farkının azlığı nedeni ile aşikar.

Bana gelen ve sonrasında hashtag içerisinde gördüğüm cevaplara bakılırsa görmeye bile dayanamadığımız diziler ve programlar şunlardır diyebiliriz.

En Sevilmeyen Diziler 

Akasya Durağı

Arka Sokaklar

Türk’ün Uzayla İmtihanı

En Saçma Diziler

Fatmagül’ün Suçu Ne

Adını Feriha Koydu

Pis 7’li

İffet

En sevilmeyen Programlar

İzdivaç programları

Bugün Ne giysem

Sürekli kendini tekrarlayan hikayelerin, basit bir anlatım yolu ile işlenmesini sevmiyoruz. Bu sonuçlar, emin olun bir çok reyting şirketinin televizyon kanallarına gönderdiği sonuçlardan daha gerçek.

Şunu kabul edin artık, biz değişiyoruz. Eski televizyoncuların eski izleyici profilini bizim üzerimize giydirmeye çalışmalarını istemiyoruz. Çünkü olmuyor, olmaz…

İzleyiciyi cezbetmek mi istiyorsun, o zaman biraz yenilikçi olmalı ve karakteri olan projelere yönlenmelisin…

Bir de şunu belirtmeden geçemeyeceğim, bu hashtag içerisinde ve bana gelen cevaplar doğrultusunda en çok merak edilen ve sorulan soru “Kim izliyor bu Akasya Durağını?” oldu.

 

Türkiye’de ki izleyici profili son yıllarda biraz daha değişmeye başladı, daha hareketli, akıcı ve farklı dizileri ve programları izlemek istiyor. Ama değişmeyen bir şey var ki, kızdığımız bir şeyi daha çok izliyoruz ya da takip ediyoruz.  Televizyon kanalları, bu değişen profili pek önemsemiyor. Yani yine aynı yapımcılar ile, aynı tip dizileri ve programları ekranlara getirmeye devam ediyor. Sorun da işte tam burada başlıyor. Hayatımızda ki her şey gibi, televizyonculuğumuzda ilişkiler üzerine dönüyor. Eğer bir yapımcının kanal yönetimi ile arası iyi ise, bir de kanala iyi para kazandırıyorsa değişmek yerine, hep aynı kalmayı tercih ediyorlar….

Eee işin kolay kısmı bu. Risk yok.likesssss-300x190

Bu sürekli tekrarlayan sistem içerisinde yıllar boyu bu yapımcıların ve kanal yöneticilerinin en büyük dayanağı AGB oldu. Reytingler uçtu, yıllar boyu hem de öyle bir uçtu ki, sonunda AGB patladı. Usulsüzlük yapanlar göz altına alındı, ama ne hikmetse o adamların hiç birini tanımıyoruz. Ne bir dizi ne bir program… Peki kimdi onlar ?

Neyse.

Tüm bu süreç içerisinde, yaş dağılımına bakılırsa artık ciddi ciddi bir izleyici profili değişimi söz konusudur. İnsanlar artık televizyondan o kadar sıkıldı ki, kendini Sosyal Ağlara vurdu desek yeridir. Koltuğumuza oturup sadece televizyon izlemek artık çok sıkıcı, en azından bunu sıkıcı bulan bir kesim var. Ne yazık ki, istatistiki bir veri belirtemem lakin sosyal medyanın büyük bir ivme kazandığını düşünürseniz bu büyük bir kesimdir ve olan budur.

Elimizde kumanda, karşımızda televizyon, kucağımızda bilgisayarlarımız…

Anında paylaşım, anında geri dönüş.

Kısa bir süre önce, bir televizyon dizisi yönetmeninin çok talihsiz bir açıklamasını okudum. Ona göre, televizyonda tek tanrı reytinglermiş, yani sosyal medyayı ciddiye almıyormuş. Bunu ne zaman bir televizyoncunun ağzından duysam 6 aya kalmaz Sosyal Medya ile ilgili çırpınmaya başlıyor.

Bu kafa da ki adamlar ile, geleceğe bir şeyler bırakabilir misiniz?

Tamam herkes Sosyal Medya ile ilgili bir şeyler yapsın demiyoruz ama bu kadar ivme kazanmış bir sistemi ciddiye almıyorum demek neyin kafasıdır merak etmiyor değilim.

Reytinglerin yanıltıcı olması bir gerçektir,  Sosyal Medyanın ise (bağımsız) ölçülebilir olması gerçek bir gerçektir.  Sosyal Yayıncılığa adım atmak isteyenler için bu ölçülebilir sistem yol gösterici olacaktır. Üstelik artık seçeneklerimiz çoğalmaya başlıyor. İster televizyondan, istersek bilgisayarlarımızdan ya da cep telefonlarımızdan… Sosyal Yayıncılık yapanları izlemek daha kolay olacak.

Artık moda bu; “Anında paylaşım, anında geri dönüş.”