Sosyal medyanın güçlenmesiyle, bireysel yayıncılık adım adım mümkün hale geliyor. Bu güç, reklamcılara artık yeni sistemlerin bulunması gerektiğini haykırırken, televizyon kanallarına da göz kırpıyor.

Alt mesaj şu: “Gelenekselliğimizi yenilikler ile donatmalıyız.”

Reklamcılar için televizyonun vazgeçilemez bir mecra olduğunu her zaman yazılarımda dile getiriyorum, lakin televizyon reklamcılar için ne kadar vazgeçilmez?

Çoğu reklamcının bakış açısıyla yığınlara (yani bize) ulaşmanın en direkt yolu televizyondur, peki televizyon bize artık ulaşabiliyor mu?

Bunları biraz düşünelim ve biraz eskilere gidelim.

Hatırlarsınız bir dönem Televole bataklığına batmış bir ekranımız vardı. Ana haberde bile magazin izliyor hale gelmiştik. Bunun yanı sıra saçma sapan diziler ve programlar da cabasıydı. Bu yayınlara maruz kalmamızın tek bir nedeni vardı, o da tüketim kültürü denizinde yüzmemizi isteyen reklamcıların o yayınlara yatırım yapıyor oluşuydu.

Televizyon kanalları ve izleyiciler için oldukça olumsuz ve alternatiflerinin neredeyse hiç olmadığı bir dönemdi. Aslında bu tüm dünyanın geçirdiği bir süreçti yani bu anlamda değişme sürecine girmemek kaçınılmazdı.

Peki bu dönemin değişim süreci nasıl başladı?Social Networking Sites Giants Tüketimsel Reklamcılık

Tahmin edeceğiniz gibi bireyselliğin daha çok kabul gördüğü şu dönemde, tüketim kültürünün ana temasının değişim sürecine o zamanlardan girmiş oluşuydu, yani tüketim kültürü dediğimiz olgu biçim bakımından fark etmesek bile, değişiyordu. Bu değişimi başlatan ise bizdik.

Yeni bir tüketim kültürünün oluşmasında geçiş sürecinin ne kadar sancılı olduğunu tüm dünyanın magazinin pençesine nasıl düştüğünü araştırırsanız görebilirsiniz.

Reklamcılar bizi sosyo-ekonomik sınıflarımıza göre ayırıp, neyi sevip neyi sevmeyeceğimize karar verirken sosyal medyanın gelişme sürecine müdahale edemediler ve bunu fark ettiklerinde ise ipin ucunu tutma hevesleri kursaklarında kaldı.

Bizler artık şirketler, televizyoncular ve özellikle reklamcılar için artık kitleler, yığınlar değiliz. Bireysel medya gücünün artmasıyla bu kavramların yeni anlamlar kazanması kaçınılmaz. Zaman öyle bir zaman ki gelişen teknoloji tüm pazarlama süreçlerini alt üst ediyor. Klasik pazar araştırmaları ve yöntemlerinin eskidiğini düşünürsek artık reklamcılar için yeni kavramlar şart.

Sistemsel olarak reklamcıların düştüğü en büyük hata yeniliklere modası geçmiş pazarlama stratejileriyle yaklaşmalarıdır.

Yani yaptıkları şey Ericsson A1018 kılıfında iPhone satmaya çalışmak.

Kitlesel iletişim araçlarının en güçlü silahlarından biri olan televizyonun insanlar üzerinde yadsınamaz bir etkisi var. Büyük holdinglerin ve yatırımcıların medya işi yapma amaçlarının başında da işte bu etki geliyor. Çünkü medya para değil, güçkazandırır. Prestij işidir. Yatırımcılar güç peşinde koşarken, medya işi yapan insanlar ise para kazanma derdindedir. Mesela bu derdin bir meyvesi olarak size geçen sene patlak vermiş olan reyting şikesiniverebilirim. Tahmin edeceğiniz üzere bir gazete için tiraj, bir otomobil firması için satış ne kadar önemliyse bir televizyon kanalı içinde reytingler o kadar önemlidir çünkü reyting bütünü oluşturan bileşenlerin somut gerçekliğidir.

Değişen ölçüm sistemine rağmen Türkiye’de reytinglerin halen doğru ölçülüp ölçülmediği bir tartışma konusudur. Ülkemizde sıkı bir televizyon izleyici kitlesi var ama izlediklerini yönetebilme konusunda ne kadar etkililer, bunu bilmiyoruz. Ayrıca önümüze sunulan günlük reyting verileri izleyici profili çıkarılmasında ne kadar doğru bir dayanak olabilir?

Reyting ölçümünün yapılmasının nedeni; satın alma gücü yüksek olan insanların izlediği programları belirleyerek reklam veren ile izleyiciyi buluşturmaktır. Yani reyting ölçüm şirketlerinin verileri televizyoncular için vazgeçilemez büyük bir nimet. Reyting-para ilişkisini göz önüne alırsak geçtiğimiz sezon yaşanan reyting olaylarını anlayabiliriz.images 5 Yeni Reyting Sistemi

Ne kadar reyting o kadar para!

Eski reyting sistemi düzgün işlemediği için patlak verdi, aslında piyasada herkesin bildiği bir olaydı müdahale etmek için neden bu kadar geç kalındı orasını da kimse anlamış değil ya, neyse. Şuan beni düşündüren şu; yeni sistem ne kadar sağlıklı, ne kadar gerçek ve acaba seçilmiş denekler bütünü doğru yansıtıyor mu?

Reyting sisteminin özünde insanlar istediklerini değil, istediklerini sandıkları şeyleri izliyorlar. Yani Türkiye neye dönüştürülmek isteniyorsa denekler ona göre belirleniyor.

Eski sistem Nişantaşı-Bebek hattını yansıtırken yeni sistemde hat Sultanbeyli’dir. Bu değerlendirme bir yanlış anlaşılmaya yol açmasın, okur-yazarlık ve refah düzeyini göz önünde bulundurarak bu ayrımı yapıyorum.

images 3 Yeni Reyting SistemiEski sistemde AB dediğimiz grup %35’lik bir orana sahipken, yeni sistemde bu oran %12’ye düşürüldü ve C1, C2, D ve E gruplarının oranları artırıldı. Özellikle C1 ve C2’nin yarı yarıya bir artış gösterdiğini söylemek mümkün. Şimdi oranların değişmesi ne anlama geliyor diye soracak olursanız, şöyle açıklayayım; deneklerin eğitim düzeyi düşürüldü.

Eski sistemde deneklerin sınıflandırılmasını eğitim düzeyi belirlerken yeni sistemde denekler ekonomik durumlarına göre belirleniyor. Bu da bize A grubunun eğitim düzeyinin düşürüldüğünü açıkça gösteriyor. Yeni sistemde eğitim düzeyinin düşürülmesi çok kötü bir karar. Kalite artacağı halde düşürülüyor. Bu nedenle reytingler bizi ne kadar yansıtır düşünmemek elde değil.

Mesela bu sezon ilk ölçümün yapıldığı gün prime timeda Show Tv Recep İvedik filmini yayınlandı ve karşısında onlarca iddialı yapım olmasına rağmen çok büyük bir farkla ertesi gün reyting listesinin zirvesindeydi. Sanırım ne demek istediği mi şimdi daha iyi anladınız. Kim Türkiye’ yi neye dönüştürme istiyorsa ona dönüştürüyor.

Ülkemizde 3500 hanede reyting cihazı bulunmaktadır. Bunların 70 hanesi A grubunu oluşturuyor. Yaklaşık olarak 40 images 4 Yeni Reyting Sistemiilde farklı sınıflara dahil deneklerin ölçümleri yapılıyor ve il sayısının artırılması için çalışmaların yapılacağı söyleniyor.

Eski sistemde oluşan hatalardan ders çıkarılarak yeni sisteme baktığımızda lojistik olarak daha sağlam bir yapı görüyoruz ama en kötü yanı düşürülen eğitim düzeyi olan yeni sistemin bağımsızlığı halen bir tartışma konusudur.

Hatırlarsınız geçtiğimiz sezon reyting sistemi aniden patlak vermişti. Adı sanı bilinmeyen bazı yapımcılar gözaltına alındı, ismi bu reyting şikesine karışan yapım şirketleri kapatıldı…

Peki kimdi bu adamlar? Piyasada, televizyonda hangi işlerini izlemişiz, muamma!

Neyse.

Bu reyting sisteminin çökmesi ile geçen sezon boyunca reytingler ölçülmedi. Piyasada büyük bir boşluk olur mu diye düşünmüştüm ama pek olmadı. Yine eski usul diziler, programlar yayınlandı ve bazılarının tutmadığı (neye göre bilmiyoruz) söylenerek ekrana veda ettirildi. Deneme yanılma yöntemi olarak bu birçok televizyon kanalı için rahat bir dönem oldu diyebilirim.

Fark ettiniz mi bilmiyorum ama reyting olayı patladıktan sonra, sosyal medyayı sallamayan ne kadar piyasada adam varsa hepsi bir anda sosyal medyacı oluverdi. Ölçülemeyen reytingin yerini, sosyal ağlarda konuşulma oranları aldı. Hatta bazı yapımcılar sosyal medya şirketleriyle çalışmaya bile başladı.

Bu bir yapımcı için cidden büyük bir olay.

Aslında olması gerekende buydu zaten. Hem daha kurumsal  hem de daha stratejik duruyor. Neticede bu olay sosyal medyanın ve televizyonun birbirini tamamlayıcı nitelikte oluşunu fark ettirdi. Başarılı oldu mu diye sorarsanız, daha değil derim ama önemli olan bir adımın atılmış olasıdır.

Benim son dönemlerde çok kızdığım bazı olaylar var, bunları paylaşmak istiyorum. Bu dizilere ve programlara sosyal medya yönetimi konusunda çok saçma hizmetler sunan ajanslar var. Genellikle çoğunun düştüğü bir hata var; dizinin ya da programın yayın saatinde twitterdahashtag yapma çalışmalar! Hata diyorum çünkü gerçekten çok boş bir uğraş. Yapmak için yaptı derler ya hani, onlarınki de böyle bir şey. 50-60 tane, belki daha da fazla sahte twitter hesaplarıile yayın hakkında, hash tagine tweet atıyorlar. Hiç birini bu zaman kadar TT’de görmedik, görmeyeceğiz çünkü başarısızlar. Onlarda bunu biliyor ama kendilerini düzeltmek işlerine gelmiyor.  Ama bu ajanslar yeri gelincede “biz sizin sosyal medyanızı yapıyoruz” diye yapımcıları yemeye de devam ediyor. Oysa televizyon dizilerine ve programlarına sosyal medya işi yapanlar, twitterda kendi alanlarına yönelik kullanıcılara yönelseler ve direkt olarak kitlesine hitap edebileceği fenomenler ile iş birliği yapsalar daha başarılı olurlar. Yapanlar elbette var ama çok az. İşini hakkı ile yapan adam her zaman kazanır, diğerleri ise zamanla kaybeder.

O ajanslara diyeceğim şu; para kazanıyor olmanız başarılı olduğunuz anlamına gelmez.

Konuyu toparlayacak olursam bu sene geçen sezon gibi değil, televizyon ve sosyal medya arasında daha kompleks bir yapı oluşuyor. Bu karmaşa gelecek olan düzenin habercisidir diyebilirim. Belki 1-2 sezon daha sürebilecek bu düzensizlik televizyon ve sosyal medya ilişkisinin üst boyutlara taşınması ve yeni ve bağımsız sistemlerin kullanımına başlamasıyla tamamen düzelir diye umut ediyorum.

Bu yazımı her hangi bir kişiyi ya da kurumu hedef almadan, genel piyasa gözlemime dayanarak yazdım. O nedenle eğer tüm bunları kim yapıyor diye merak ediyorsanız, birazcık daha gözlerinizi açın derim.

Yıllardır reklam verenlerin en sıkı dostu olan televizyon, tahtını sosyal medyaya bırakır mı?

Belki bırakabilir, lakin sosyal medya ve televizyonu ayrı düşünmek tam bir hesap hatası olur. İletişim kanalları bu kadar iç içe geçmişken, televizyon ve sosyal medyanın bir birine olan etkisi yadsınamaz bir hale geliyor. Bu nedenle, artık reklam verenin en sıkı dostu sadece televizyon değil, sosyal medyada olmalı. Ölçümlenebilir bir sistem olan sosyal medya, bu anlamda televizyonun eksikliğini kapatmakta büyük bir rol üstleniyor.sosyalmedya

Televizyon ve sosyal medya rekabet halinde değil, tam aksine bir birini tamamlayıcı niteliktedir.

Mobil nesil hızla büyümekte, burada reklam verene düşen görev ise, sadece televizyon reklamları, dizi-program sponsorlukları vermek değil, aynı zamanda sosyal medya reklam çalışmaları da yapmaktır. Bu şekilde, reklam etkisi ölçülebilir.

Bir televizyon kanalını ayakta tutan en büyük güç reklamdır, reklamın yayılmasını sağlayan en büyük güç ise medyadır, yani televizyondur ve elbette yeni yeni sosyal medyadır. Bu nedenle reklam ve televizyon iç içe geçmiş bir bütündür ve bu bütüne son olarak eklenen sosyal medya ile artık bu birlikteliğe pazarlamanın muhteşem 3’lüsü denilebilir.

Mesela bir içecek bir firmasının 30 saniyelik reklam filminin sonunda gösterilen Facebook, Twitter ve benzeri ağlardaki iletişim adreslerinin verilmesi, o firmanın sosyal ağları doğru kullandığı anlamına gelmez. Reklamların izlenmediği bir dönemdeyiz. Mobil nesil olarak adlandırdığımız tüketici “aa televizyon reklamında gördüm, girip şu sayfayı beğeneyim” demez. Eğer hedef kitleniz o ise, onun karşısına Televizyon reklamında değil, sosyal ağlarda çıkın!

Sosyal medya, reklam verene sonsuz bir cephanelik sunar.

Sosyal medya yakın zamana kadar bir çok medya organı ve yayıncı için çok fazla önem teşkil etmiyordu. Çünkü klasik yayıncılığın, aslında bir değişim ve geçiş süreci yaşadığını bir çok kişi fark etmemişti.

Aslına bakarsanız, sosyal medya televizyon için kaldıraç görevi görmektedir.

Türkiye’de son 6 ay zarfında bu konu ile ilgili ciddi değişimler ve gelişmeler yaşandı. Mesela bir çok yayın organı sosyal medya aracılığı ile izleyicisine, okuyucusuna ulaşma yolları aramaya ve bu konuda uzmanlar ile çalışmaya başladı.

Şu sosyal medya kullanımı son dönemlerde ne kadar moda bir söyleyiş oldu değil mi?

Hangi televizyon kanalı açarsanız açın, karşınıza çıkan bültenler, programlar, haberler, diziler, yarışmalar ve daha bir çok yayında illa ki sosyal medya ile ilgili bir şeyler çıkıyor. Elbette bu çok umut verici, yani en azından televizyon kanalları, yöneticiler, haber müdürleri, yapımcılar, sunucular bu alanı artık es geçmemeye çalışıyor.  Tabi kullanım alanları, algılama biçimleri farklılık gösteriyor. Yani, sosyal medya kullanımı demek bir çoğu için twitter ve facebook üzerinden seyircilerin onlar ile iletişime geçmesi demek.social tv 245x300 Gelecek Hayaller ile Doludur...

En çok bilinen bu iki ağ sayesinde farklı iletişim kanalları oluşturulmaya çalışılıyor. Başarılılar mı, değiller mi diye sorarsanız, televizyon kanallarının pek başarılı olduğunu söyleyemem. Çünkü sosyal medya gibi alanlarda kurumlar değil, kişiler daha fazla ön plana çıkıyor.

Gençler televizyon izlerken bir yandan arkadaşlarıyla sosyal ağlar aracılığı ile iletişim kurma ihtiyacı hissediyor. Bu ihtiyaç artık öyle bir hal aldı ki, artık sadece bilgisayarlarımızdan değil, telefonlarımızdan, tabletlerimizden ve televizyonlarımızdan da internete girebiliyoruz. O an izlediğimiz, gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz neyse, bunu hemen sosyal medya kanalları aracılığı ile duyurabiliyoruz, ve bu yaptığımız şey bizi mutlu ediyor.  Bu nedenle zaten paylaşım çağı yaşıyoruz ya…

Bu gelişmeler doğrultusunda, “televizyon artık çıkmaz bir sokak değil” dersek, yanılmış olmayız.

Bu kadar hızla gelişen, ilerleyen ve yayılan teknolojinin sonu ne? Bunu sadece televizyon sektörü için sormuyorum.

Gelecek teknolojiler ile ilgili en çok fısıldanan şey, kullandığımız her şeyin internet bağlantılı ve uygulamalı içeriklere sahip olacağıdır.

Çok basit ve çok yaygın bir örnek olan Jetgiller çizgi filmini hatırlarsınız, belki teknoloji o boyuta gelir ama bizler göremeyiz derler. Merak uyandırıcı, iştah kabartıcı ve ne kadar hayali değil mi? Özellikle halen Ay’a gidememiş bir toplum için…

Herkesin uçan arabalar kullandığı bir dünya, temizlik yapan gerçek robotlar, yemek yapan makineler, sabah uyandıran yataklar, kıyafetlerimizi giydiren dolaplar… vs

Tabi, sadece bir çizgi film ile tüm geleceği yorumlayamayız ama insanoğlunun ne kadarını daha hayal edeceğini tahmin edebiliriz.

Neticede gelecek hayaller ile dolu değil mi?

Türkiye’de izleyici profili çıkarmak amacı ile düzenli ve kapsamlı bir çalışma ne yazık ki yapılmamış. Yapılan çalışmalar ya eksik, ya tutarsız, ya da bağımsız değil. Yapımcıların ve televizyon yöneticilerinin dillerinden düşürmedikleri izleyici profili yanılgısı işte tam buradan geliyor. Aslında yanılgı dememek lazım, zaten yıllardır döndürülen bir çark var, neden kalkıp yeni bir profil çıkartarak, çarklarını bozsunlar, keyiflerini kaçırsınlar ki?

Televizyon her ne kadar toplumsal bir iletişim kaynağı gibi görünsede, bireysel beğeniler ve istekler ile dönen yönlendirme bir sektörden söz ediyoruz.

Dinlediğimiz haberler, izlediğimiz diziler ve programlar…

Hatırlarsınız, bir dönem tüm kanallarda magazin furyası başlamıştı. Televole magazinciliği olarak nitelendirilen bu tarz anlayış ile kim, kiminle, nerede, ne zaman, ne yapıyor sorularına bu furya ile yıllarca cevap aranıp durdu. Özellikle ekonomik kriz sonrasında artış gösteren magazin programlarının içerikten yoksunluğu, kalitesizliği, saçma sapan insanları bir anda ülke gündemine oturtmaları sanki ülkenin başka derdi yokmuş gibi gösterilme çabası…

Sanırım ne demek istediğimi anladınız.

Bu programları yapan adamlara sorsanız  ”insanlar bunu seviyordu, izliyordu” der.

Haklı!man

Bütün kanallarda, aynı saatte magazin yayınlarsan, insanlar onu sevmese bile izlemek zorunda kalır.

Zorunlu izlettirmek, kaçış yok!

Sonra da magazincileri neden ciddiye almıyorsunuz diye sorarsınız…

Gelelim esas konuya

İzleyici profilinin son 3-4 senedir ciddi anlamda başkalaşıma uğradığını söylemek çok yerinde bir tespittir. Zaten sağduyulu televizyoncular ve yazarlar bunu sürekli söylemektedir. Özellikle sosyal medyanın gelişimi,bireysel medya gücünün artması, sosyal ağların gelişmesi, internetin yaygınlaşması, teknolojik gelişmeler, yeni cihazların üretilmesi, yeni bir medya akımının oluşması ile televizyonculuğun, haberciliğin tekelleşmesinden kurtulmak…

Şimdi bu gençlik oturup size bakar mı?

Özellikle sosyal ağlar yaygınlaştıkça, televizyona olan ilgi azalmaya başladı desek pek yanlış bir değerlendirme olmaz. Televizyon ve sosyal medyanın birbirini tamamlayıcı bir unsur olduğunu her zaman söylerim,ama burada demek istediğim şu ki televizyon izlemeye olan hevesli tutumun yerini, internete girme istediği aldı.

Tüm bunlar ve daha fazlası karşımıza yeni bir izleyici profili çıkarıyor.

Buna “potansiyel izleyici” diyebiliriz.

Peki nedir potansiyel izleyici?

Fazla televizyon izlemediği halde, yoğun olarak sosyal ağları kullanan izleyici/kullanıcıya denir. Sosyal ağların doğru kullanımı ile bu kullanıcıya ulaşıldığı takdirde, onu potansiyel bir izleyiciye dönüştürebilirsiniz. Burada önemli olan, sosyal medya üzerinden doğru kanallarıbelirlemektir, çünkü internet kullanıcısı bilinçli ve uyanık bir profil çizmektedir.

Sosyal Medya ve Televizyon ilişkisini “Gelip geçici bir heves” olarak tanımlayan ve algılayan bazı televizyoncunlar yaptıkları bu hatadan sıyrılmak için yepyeni yollar deneyemeye başladı. Yani sosyal medya demeyelim ama sosyal ağları kullanma konusundakestirme bir yol buldular.

Geçtiğimiz aylarda, Twitter hesabımdan, bu sezon başlayan bir dizi hakkında bazı yorumlar yapmıştım. Yani o dizinin, sosyal medya içerisinde pek etkili olmadığını ve bu sebeple izlenme oranlarının düşük olduğunu belirtmiştim. Ertesi gün, dizinin uygulayıcı yapımcısı bana, “İzlenme oranları Sosyal Medya’dan ölçülmez, reytingler belirler.” diye karşılık vermişti.

Elbette reytingler belirler, lütfen siz kendinizi kandırmaya devam ediniz! İzleme, izlenme alışkanlıklarını 2000 kişilik bir denek grubu ile belirlemeye alışmışlar, işin kolayı. Peki şimdi ne oldu, o çok güvendiğiniz reytinglerinize? O kadar olaydan, usulsüzlükten sonra hala çıkıp reytinglere bel bağlamak…

Eskidi o dönemler artık, sokun şunu kafanıza.lm-vert-131x300

Gelelim şu kestirme yola, duyduğumda akıllıca bulduğumu itiraf etmeliyim. Twitter’ dakifenomenlerin reklam aldıklarını artık hepiniz biliyorsunuzdur. İşte bu kestirme yol. Dizinin hakkında ya da orada oynayan oyuncular hakkında atılan masum tweetler aslında birerpazarlama stratejisi.

Hatta oyuncunun dizi içerisinde giydiği bir kıyafet bile, atılan bir twittle çifte reklam olabiliyor. Fenomen olmasa bile bol takipçisi olan hesaplardan da çaktırmadan bu yapılıyor. Dediğim gibi zekice. Yani o tweeti okuyan birisi, merak edip o diziyi ya da programı izler ve yorum yapar, sonra bir bakmışsınız TT olmuş…

Tabi şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, biraz önce söz ettiğim dizide aynı yola başvurmuş… Zararın neresinden dönülse kâr kârdır ama keşke biraz daha vizyon sahibi olabilseydiniz. Zaten çoğu dizi ve program, sosyal medya olayını Twitter’ da show haline dönüştürme çabasında ama aslında ne kadar geç kaldıklarının farkında değiller.

Tam bir sezon boyunca Okan Bayülgen, Tv8 ekranlarında sosyal medyayı sallayıp durdu, diğerleri ise sadece son 2 aydır bu konuda çalışmalar yapmaya başladı, tabi hepsini aynı kefeye koymayacağım “Leyla ile Mecnun” ve “Behzat Ç” bu söylediklerimin tamamen dışındalar. Bu zamana kadar inanın onları ayakta tutan en büyük güçlerden birisi Sosyal Medya’daki etkileridir.

Yani bazen her şey kendiliğinden gelişir ya da müdahale etmek zorunda kalırsınız… Gördüğünüz gibi sosyal medya ve televizyon, birbirini tamamlayan mükemmel bir çift.

 

Evet, hepimiz belgesel izliyoruz; biliyorum.

Bu başlık ne kadar tanıdık geldi dimi? Mutlaka bunu söyleyen insanlarla karşılaşıyoruz, hatta bazen kendimizi bile bunu başkalarına söylerken bulabiliriz.

bDizi izlemek ayıp mı?

Tabi ki hayır, ama nasıl tercihlerimiz bizim karakterimizi yansıtıyorsa, izlemeyi seçtiğimiz dizi ya da programlarda bizim karakterimizin bir parçası oluyor. Yani bazen ben bile diyorum, “Kim izliyor bunu?” diye, o çok kızdığım saçma sapan bulduğum dizilerin bile illaki bir izleyici kitlesi var. Benim tercihim olmasa bile, bir başkası onu izlemeyi tercih ediyor.

Olabilir…

Geçen akşam üzerini twitter üzerinden “Ekranda görmeye tahammül edemediğiniz diziler ve programlar hangileridir” diye sordum.

O kadar çok cevap geldi ki,  hatta 1 saat sonra TT listesine #aslaizlmiyorum hashtagi girdi.

Hastagi yapan ben değilim, benim sorumdan esinlendiği arada ki zaman farkının azlığı nedeni ile aşikar.

Bana gelen ve sonrasında hashtag içerisinde gördüğüm cevaplara bakılırsa görmeye bile dayanamadığımız diziler ve programlar şunlardır diyebiliriz.

En Sevilmeyen Diziler 

Akasya Durağı

Arka Sokaklar

Türk’ün Uzayla İmtihanı

En Saçma Diziler

Fatmagül’ün Suçu Ne

Adını Feriha Koydu

Pis 7’li

İffet

En sevilmeyen Programlar

İzdivaç programları

Bugün Ne giysem

Sürekli kendini tekrarlayan hikayelerin, basit bir anlatım yolu ile işlenmesini sevmiyoruz. Bu sonuçlar, emin olun bir çok reyting şirketinin televizyon kanallarına gönderdiği sonuçlardan daha gerçek.

Şunu kabul edin artık, biz değişiyoruz. Eski televizyoncuların eski izleyici profilini bizim üzerimize giydirmeye çalışmalarını istemiyoruz. Çünkü olmuyor, olmaz…

İzleyiciyi cezbetmek mi istiyorsun, o zaman biraz yenilikçi olmalı ve karakteri olan projelere yönlenmelisin…

Bir de şunu belirtmeden geçemeyeceğim, bu hashtag içerisinde ve bana gelen cevaplar doğrultusunda en çok merak edilen ve sorulan soru “Kim izliyor bu Akasya Durağını?” oldu.

 

Tüplü Televizyonları bir kenara bıraktık sayılır, plazmalar ise evlerimizdeki yerlerini de çoktan aldı, ama şimdi internet bağlantılı televizyonlar plazma televizyonların papucunu dama atacak. Tabii plazmalarını bir kenara bırakmak istemeyenler  ”TV Modemi” alarak, internet ve televizyon keyfini tek bir kumanda ile çıkarabilecekler.

Peki klasik televizyon izleme alışkanlıklarımıza ne olacak ?

Bir araştırma firmasının söylediğine göre; televizyondan internete girmeye duyulan ilgi büyük ölçüde artış gösteriyor. İnternetin devreye soktuğu Blu-ray’ler, Apple Tv, Roku ve Google Tv gibi dijital ağ tabanlı medya oynatıcılara çok güçlü bir talebin olacağı görülüyor.

Tam olarak kurulu bir sistemden söz edemesek bile, teorik olarak başarısı kabul edilmiş ve merakla beklenen bir sistem kuruluyor.

Peki tüketici merakla beklerken üreticiler ve yayıncılar ne durumda?

LG, Sony, Samsung bu alanda yatırımcı olarak ön sıradalar. Piyasaya sundukları internet bağlantılı televizyonlar gelecek ürünlerinde bu çerçevede şekilleneceğini gösteriyor.

Bunlar olurken dünyada ki tüm ulusal TV kanalları, yeni sistemleri kullanmakta başarısız oluyor. Yeniliklere ayak uydurmada sıkıntı yaşıyorlar ya da cesaret edemiyorlar. Belli ki, klasik medya yayıncılığının devam edeceği düşüncesinden kendilerini alamıyorlar. Oysaki izleyici alışkanlıkları şekil değiştirmeye başladı bile. İnternet üzerinden tv izleyenlerin sayısında oldukça büyük bir artış gözlenmekte.

Bu artış ne kadar yüksek bir grafik çizerse, gelecek dönemler için reyting ölçümlemelerinde doğru bir yol göstericisi olacak.

Ne yazık ki, yayıncılık konusunda, Google TV’nin attığı adımdan esinlenerek farklı bir girişimi ya da projesi olan bir kanal yok.

Yatırımcıların cesaret edemedikleri bir alan olduğu için süreç biraz yavaş ilerliyor; neticede “bir sürü yeni sistem bir sürü yeni masraf demek.”

Türkiye için değerlendirirsek durum biraz daha vahim görünüyor.

Neden mi?

Türk izleyici kitlesi farklılıkları sever, kolay kabul eder ama çoğu televizyoncu “Biz yılların  televizyoncusuyuz, olur mu öyle şey?” der ve durumu o cümle ile noktalar. İşte bu da “Televizyonculuğumuz yılların tekrarından mı ibaret? ” sorularını aklımıza getirir, iş bu ki, bu kafada ki yayıncılar olduğu sürece bizim de yeni sistemlere geçişimizde senelere varan bir gecikme meydana gelecektir.

Tabii biz yine de umalım da, bu gecikmeler olmasın.

17.01.2012

Sosyal Medya, televizyon izleyicisi açısından duyarlı bir profil oluşturuyor, iyi ya da kötü, içerideki herkesin bu profile katkısı var. Televizyon ile rekabet halinde değil, birbirlerini tamamlıyorlar. Yani Sosyal medyayı büyük bir cephanelik gibi ya da hazine gibi düşünebiliriz. Belki de, farkında olmadan ileride izlemek istediğimiz programların temelini atıyoruz.
Mesela, Televizyonda yayınlanan magazin programları etkisini yitiriyor, hatta yitirdi denebilir. Bundan 10 sene öncesini düşünürsek, her kanalın saatlerce süren magazin programları vardı, şarkıcıların, mankenlerin ve ne olduğu belli olmayan insanlar hakkında haber yakalamak için magazin muhabirleri birbirleriyle yarışırlardı, kişilik haklarına saldırgan yayınlardı bunlar, üstelik yaptıkları haberler sanki memleket meselesi gibi ana haberlerde bile yayınlanırdı.
Ne yazık ki birçok kanal, bu mantıkla yayın yapıyordu, yapmadık diyen yalan söyler.
Magazini o kadar önemli bir şeymiş gibi gösterdiler ki, izleyende öyle sandı! İzleyici alışkanlıkları kazandırıldı, topluma kazandırılan tek şey sadece Magazindi.
İzleyici istekleri ön planda değildi, birileri bir şekilde ünlü oldu, izleyicinin ise sadece televizyonu açıktı. Belki izledi belki izlemedi, ama kazananın izleyen taraf olmadığı kesin bir gerçek. Bir reyting ölçüm sistemi elbette vardı, şu an da Reyting Şikesi olarak nitelendirilen sistemden bahsediyorum…
O kadar karışık bir dönem ki, düşünsenize bu dönemin yayıncılarının, programcıların, kanal sahiplerinin birçoğu bize ”Televizyon Darbesi” yapmış.
Yani kimse sabahın köründe göbek atmaz değil mi? Tabii normal alışkanlıklara sahipsek.
İzlediysek de, ne yaptıklarını anlamaya çalıştığımız için izlemişizdir.
Peki ya sonra, farklı bir alternatif oldu mu?
Olmaz mı, sabah programları yapan kanallar tüm formatı resmen darbuka ve göbek show üzerine kurdu…
Sunucu gelir, oynar, oynar, konuşur, oynar, şarkı söyler, oynar, konuşur sıkılır oynar, şarkı söyletir, oynar, sarılır, bağırır, arada bir vtr’miz var der oynar, kızıyor numarası yapar, reklamlar der oynar, sunucu gider (oynar).
Bir dönem resmen böyle geçti. Durumun ne kadar ciddi olduğunun farkında mıyız? Ya da o yayınları içine sine sine yapanlar farkındalar mı? Bu tip programların, izleyeni ne kadar olumsuz yönde etkilediği söylemek için uzman olmaya gerek var mı? Bu programlar, izleyen insanları uyuşturmaktan başka bir şey yapmadı.
Neyse ki bu dönem artık sonlanmak üzere, tabii temsilen birkaç program devam ediyor olabilir.
Sabah programlarında ki değişimin, gelişerek devam edeceği inancını taşıyorum, ve birçok başka programında. Çünkü yeni nesil televizyon çocuklarının bakış açısı daha farklı, değişim istiyorlar.
Pardon, Evlilik programlarını unuttum.
Ne yazık ki o programlar da, 10 sene öncesinin sabah programları gibiler. İnsan ilişkilerini saçma sapan bir boyuta  çekiyor.  Duyarlı bir televizyon yöneticisi ya da sahibi, bu tip programlara izin vermez, vermemeli.
Yapmayan yapmıyor.
Tüm bunlara rağmen gümbür gümbür gelen bir Sosyal Medyamız var.
Hepimiz televizyona sadık kalacağız ama televizyon izleme alışkanlıklarımız şekil değiştirecek.
Televizyonculuk anlayışımız değişecek, hepimiz sosyal bir televizyon olacağız.