Kumandasız televizyonları hatırlarsınız, mutlaka bir yerlerde görmüşsünüzdür… O televizyonları düşünüyorum, bir de şimdikileri, arada ki gelişim süreci ve uçurum oldukça şaşırtıcı değil mi ? Eskiden çok az yayın yapan televizyon kanalı olduğu için kumanda belki çok büyük bir ihtiyaç teşkil etmiyordu ama zamanla, TV kanallarının çoğalması ve sektörün gelişmesi, bilimin ilerlemesi ile kumanda ellerimizde ki yerini aldı.

Televizyon kumandası büyük bir buluş.

Zap kavramının başlangıcı.

Kumandanın pili bitince, oturduğumuz yerden kalkıp kanalları değiştirmek ne kadar büyük bir eziyet değil mi?

Hele ki, televizyon sistemlerinin baş döndürücü gelişimine bakarsak, televizyon kumandasının önemi daha da artıyor.

Eskiden sadece kanal değiştirmemizi ve televizyon üzerinden bilgi edinebildiğimiz Teletext’ e girmemizi sağlıyordu. Bu arada Teletext hala var. Şimdi ki internet bağlantılı televizyonlara bakarsak, aslında taa o zamanlardan televizyonun bilgi kaynağı olarak kullanılacağının alt yapısını hazırlanmış diyebiliriz. Tüplü internetten, tüpsüz internete geçiş süreci…

Televizyon üreticilerinin son zamanlardaki ortak sloganı;

Tek bir kumanda ile, dünya parmaklarımızın ucunda !

Onlar pazarlama stratejisi gereği bunu söylüyor, ama televizyondan sadece Facebook veTwitter’a mı gireceğiz? Tabi ki hayır.

Televizyondan, Sosyal Yayıncılık yapan ağları izleyeceğiz. Şimdi ki  ortam, buna alt yapı hazırlıyor. Bu internet bağlantılı TV’ler yaygınlaştıkça televizyonculuk anlayışı da şekil değişimine uğrayacak. Her zaman söylüyorum, büyük televizyon kanalları yeni sistemleri deneme, uygulama ve hayata geçirme konusunda oldukça başarısız. Çünkü denemiyorlar!Nerdeymiş-Benim-230x300

Zaten sektörün en gülünç kısmı da bu, bir kanal bir yenilik yapar diğerleri bakar. Eğer yenilik yapan başarılı olduysa, hemen o büyük kanal yöneticileri aynısının yapılması için talimat verir ve belki ortalama bir başarı elde eder… Sen aylarca uğraşıp bir iş modeli çıkartırsın, sonra kalkıp adamın biri alır senin iş modelini bire bir kendi yatırımına uygular ve televizyonculuk anlayışı kopyala yapıştırtan öteye gidemez…

Öncü olmak işte bu kadar zordur.

Dilerim ki kumandanızın pili hiç bitmesin…

 

Televizyon yayıncılığı artık başka bir boyuta geçiyor. Aslında kanallar hallerinden memnun; ama teknolojik gelişmeler ve günden güne gücüne güç katan Sosyal medya bu durumu onlar için hızlandırıyor. Maksat kimseden geri kalmamak, izleyici kaybetmemek, reklam pastasındaki o kocaman dilimlerini küçültmemek.

onair1Lakin pek cesaretli olduklarını söyleyemeyeceğim. Özellikle büyük medya organları bu değişimin yönünü kestiremedikleri için oldukça afalladılar. Şimdi daha yeni yeni sosyal medya çalışmalarına başladılar ayrıca yeni sistemlerde deniyorlar. Cep mesajları ve mailler ile başlayan trafiği artık uygulamalar yönlendiriyor. Hemen hemen büyük kanalların hepsinin cep telefonlarımıza ya da iPad’lerimize indirebildiğimiz uygulamaları var. Son dakika haberleri, ekonomi, hava durumu, spor bültenleri gibi içeriğe sahip uygulamalar artık oldukça fazla kullanılmaya başlandı.

Türk insanı izlemeyi sever, okumayı sevmez diye nitelendirdikleri izleyiciler şekil değiştiriyor. Artık 24 saatinin, 1 saatini haberleri izleyerek harcamıyor; çünkü artık otobüste giderken bile o haberlere gün içerisinde cep telefonundan ulaşabiliyor. Elbette şu an için herkes böyle değil. Bunun farkındayım lakin geleceği düşünürsek herkes böyle olacak. Hem de bu gelecek uzak değil. Bunun farkında olmalı ve yeni sistemleri, yeni düzenleri erken kabul edip, yenilikçi ve öncü olmalıyız.

İşte, Türkiye’deki büyük medya kuruluşlarının sorunu burada başlıyor. Bu, yenilikçi ve öncü olamama sorunudur. Yenilik sadece sezona yeni bir dizi koymak, yeni bir program başlatmak, yeni bir ekran yüzü bulmak, yeni bir logo yapmak değildir. Yenilik, gelişen ve değişen düzenin içerisine girmek ve öncü olmak demektir. Benim eleştirim, sosyal medya ve diğer sistemlere karşı sergilenen soğuk duruştur. Ama gelin görün ki, büyük bir ivme kazanan sosyal medya bu soğuk duruşu bile ısıtmayı başardı. Şimdi bütün kanallar sosyal medya çalışmaları yapıyor, dizileri ya da programları yayınlanırken Twitter için hashtag oluşturmaya çalışıyorlar…

Eğer sosyal medya, geleneksel medya tarafından doğru kullanılırsa muhteşem bir iş çıkar ortaya. Bunu öncüsü bizim ülkemizde Okan Bayülgen ve Tv8’dir. Eğer Tv8 bu vizyona sahip olmasaydı muhtemelen diğer kanallar bunları örnek alıp yapacak bir televizyon kanalı daha bulamazlardı. Bulsalar bile, belki de bu kadar erken fark edilemez ve bu kadar etkili olamazdı.

 

Kanalların şunu kabul etmesi lazım, artık izleyici profili değişiyor. Daha bilinçli, vizyonu olan bir kitle oluşuyor. Biliyorum, kabul etmek zor, çeşit çeşit insan var; ama gelişen teknoloji ve sanayi ile nasıl şimdi herkesin evinde bir bilgisayar cebinde bir ya da belki iki telefon varsa, gelecek dönemde televizyon izleme şekli ve anlayışı tekrar değişime uğrayacak. Ipad, Smart TV, Blu Rayler, Google Tv… Bunlar sistemleri birbirinden farklı olsa da, geleceğin en yakın örnekleri…

 

25 Şubat 2012

Radyo Televizyon Üst Kurulu Uzman Yardımcıları, uzmanlığa geçebilmek için izlediğimiz dizileri konu alan bir tez hazırlamışlar. Özellikle geçmiş sezonun yüksek reytingli Aşk-ı Memnu dizisi için “Toplumun millî ve manevî değerlerine, aile yapısına aykırı birçok unsur tespit edilmiştir.”   denilerek eleştirilmiş.

Haklılar; ama biraz geç kaldılar.aile

İzleyen izledi, etkilenen etkilendi, sömürülen sömürüldü…

Yani hakkında yazılan tüm bu olumsuzluklar zaten yaşandı.

Hatta bu yaşananlar çok tuttu diye, birçok yapımcı ertesi sezon dizilerini çıkmaz aşk üçgenleri üzerine kurmuştu, o dizilerde de manevi değerlerimize ve aile yapımıza aykırı birçok unsur vardı. Tabii birçoğu tutmadı ve ekrana erken veda etti.

Sözünü ettiğimiz dizilerin hepsi bir kaç sezon öncesinde kaldığı için RTÜK’ün tez yazan uzman yardımcıları, bu yazdıkları tezi baz alarak, geçmiş dizileri değil de sezon dizilerini ele alsalar daha sağlıklı sonuçlar elde edebilirler.

Demek istediğim şu ki; sadece ceza yöntemi dışında, farklı prosedürler geliştirilmeli.

Mesela geçen hafta içerisinde Adını Feriha Koydum dizisi, 2 saat 35 dakika süren yayın süresinin içinde, 66 dakika boyunca işkence görüntülerini ekrana getirmiş. Bunun üzerine gençler ve çocuklar için olumsuz etki yaratacağına karar veren RTÜK harekete geçip, diziye rekor bir para cezası verecekmiş.

Peki bu ceza olarak kesilen para o dizinin o saçma sapan sahnelerini izlemek zorunda kalan çocukların ya da gençlerin üzerindeki olumsuz etkinin giderilmesi için mi kullanılacak?Bunlar yayınlandıktan sonra ceza kesmişsiniz, kesmemişsiniz kime faydası var? Kesin olan bir şey var ki, bunun izleyici için bir faydası olmadığıdır. İnsanlar her akşam ayrı bir rezillik izlemek zorunda kalıyorlar, demek ki para cezası etkin bir çözüm yolu değil. Geçici çözüm bile değil. Zaten, yapımcı ve yönetmen bunu göze alıyor. Yapımcı için önemli olan, bir sonraki haftanın reklam gelirlerini etkileyecek olan, sponsorların önüne koyacağı  izlenme oranlarıdır.

Onlar için ceza almak bir kayıp değil, aslında kazanç kapısı!

İzleyiciyi olumsuz etkilemiş, etkilememiş umrunda mı adamların?

Yapımcı para kazanır, kanal para kazanır, RTÜK para cezası keser.

Peki izleyici? O para cezası kesemez, sadece izlememe hakkını kullanır. Faydası olur mu? Bu zamana kadar faydası olduğunu göremedik. Hatta birçok kaliteli yapım, izlenmediği iddia edilerek yayından kaldırılmıştır! Buna örnek olarak Üsküdar’a Giderken dizisinin yayından kaldırılışını verebiliriz.

Esas konu şu ki, ahlaki değerlerimizle örtüşmeyen, aile yapısına aykırı olan, olumsuz unsurları içerisinde barındıran dizileri ertesi hafta cezaları ile ödüllendirmektense, o dizinin o bölümüne yayınlanmadan müdahale etmek daha sağlıklı olmaz mı? Bu sayede uzman yardımcıları da 2 sene sonra bu diziler hakkında tez yazmak zorunda da kalmazlar.

Kitap ve gazete okuma oranlarının pek de yüksek olamadığı güzel ülkemde, toplumsal bilinç kazandırmak için televizyon büyük önem teşkil ediyor. Çeşitlilik bakımından zengin bir ülke olmamıza rağmen neden ulusal kanallar sürekli olarak aynı konuları ele alan diziler ve programlara yatırım yapıyorlar? Bunun tek bir nedeni var; korkak yapımcı, korkak yayıncı, korkak televizyoncu.

Senelerdir içeriğinde biraz olsun değişime gidilmeyen programlar hala yayın hayatlarına devam ediyor, teknoloji gelişiyor, zaman geçiyor, insanlar yaşlanıyor, küçük çocuklar büyüyor, düşünce yapımız, dünya görüşümüz, her şey değişiyor ama bu programlar değişmek bilmiyor.

Zamana ayak uydurma konusunda da bir çoğu oldukça başarısız bir profil çiziyor. İzleyiciye daha kaliteli olabilecek başka bir alternatif sunulmuyor, dolayısı ile o programı izlemeye devam ediyor. Oysa ki bu tip programlara alternatif oluşturmak bizim gibi bir ülkede zor olmamalı.

Televizyon yayıncıları, Türk izleyicisini seneler önce tanımlanmış olan profili üzerinden karar vermeye devam ediyor. Nedeni ise çok açık, kimse kendini zora sokmak istemiyor..Yeni bir izleyici profili olduğunu da kabul etmek zor geliyor. Oysa ki Türkiye’deki izleyici kitlesi yeni olan her şeyi sever. Ne zaman yeni bir program yeni bir dizi başlayacak olsa, çoğunlukla en az 1-2 defa o projeye şans verirler ve izlerler. Eğer beğenmişse izleyici, diğer kanallar da esas formatı baz alınarak, ufak değişikliklerle izleyiciye bir başka alternatif sunmaya çalışır, aslında içerik aynıdır, yapılan iş ucuz bir taklitçilikten başka bir şey değildir.

İzleyici bunu da sevmez.
Taklit programlar, içeriği benzer diziler, aynı tip yüzler, aynı konular…
Sanki zorunlu tutuluyormuş gibi hep bu yolda devam ediyorlar. Profesyonel Televizyonculuk bu mudur?
Hiç sanmıyorum.
Toplumsal bilinç kazandırmak için, televizyon tartışmasız büyük önem teşkil ediyor, bunun herkes farkında. Gelin görün ki izlememiz için önümüze konulan bütün diziler, programlar dediğimiz gibi birbirini tekrar ederek gidiyor. En yaratıcı insanların yer aldığını düşündüğümüz sektöre bir bakıyoruz ki muhteşem taklitçilerle dolmuş.
Yaratıcılık güzel tekrar yapmak değildir. Peki bu yayınlarla nasıl bir toplumsal bilinç kazandırabilirler?
Kazandırmak bir yana dursun televizyona duyulan güven gün geçtikçe azalıyor. Bu konu hakkında söyleyeceğim tek şey: “Sen karşındaki adamı adam yerine koymazsan, onlar da seni adam yerine koymaz.”
Son dönemlerde dikkat ettiyseniz bu tarz televizyoncular sosyal medyadan da korkar durumdalar, ne zaman bir olumsuzluk duysalar, karşı atağa geçip eleştiriyorlar. Onlara göre “Sosyal Medya baz alınarak bir sonuca ulaşmak çok saçma ve gerçeği yansıtmaz…” Peki bu adamlara göre gerçeklik nedir?
Onlara göre gerçek toplumsal bilinç kazandırmanın ötesine koydukları, kazandıkları paradır.  Herkese hitap ettiklerini belirten yayıncılar neden sosyal medya karşısında dik başlı davranıyorlar? Toplumun sesine kulak tıkamak geçici ve geçersiz bir kaçış yöntemi. Bazı yayıncılar neyse ki düştükleri bu hatadan çabuk döndü, diğerleri de bakalım sosyal medya ve televizyonu yayınlarına entegre edebilmek için nasıl bir yol izleyecek.

Taklit programlar, içeriği benzer diziler, aynı tip yüzler, aynı konular…

10.02.2012

Sosyal Medya, televizyon izleyicisi açısından duyarlı bir profil oluşturuyor, iyi ya da kötü, içerideki herkesin bu profile katkısı var. Televizyon ile rekabet halinde değil, birbirlerini tamamlıyorlar. Yani Sosyal medyayı büyük bir cephanelik gibi ya da hazine gibi düşünebiliriz. Belki de, farkında olmadan ileride izlemek istediğimiz programların temelini atıyoruz.
Mesela, Televizyonda yayınlanan magazin programları etkisini yitiriyor, hatta yitirdi denebilir. Bundan 10 sene öncesini düşünürsek, her kanalın saatlerce süren magazin programları vardı, şarkıcıların, mankenlerin ve ne olduğu belli olmayan insanlar hakkında haber yakalamak için magazin muhabirleri birbirleriyle yarışırlardı, kişilik haklarına saldırgan yayınlardı bunlar, üstelik yaptıkları haberler sanki memleket meselesi gibi ana haberlerde bile yayınlanırdı.
Ne yazık ki birçok kanal, bu mantıkla yayın yapıyordu, yapmadık diyen yalan söyler.
Magazini o kadar önemli bir şeymiş gibi gösterdiler ki, izleyende öyle sandı! İzleyici alışkanlıkları kazandırıldı, topluma kazandırılan tek şey sadece Magazindi.
İzleyici istekleri ön planda değildi, birileri bir şekilde ünlü oldu, izleyicinin ise sadece televizyonu açıktı. Belki izledi belki izlemedi, ama kazananın izleyen taraf olmadığı kesin bir gerçek. Bir reyting ölçüm sistemi elbette vardı, şu an da Reyting Şikesi olarak nitelendirilen sistemden bahsediyorum…
O kadar karışık bir dönem ki, düşünsenize bu dönemin yayıncılarının, programcıların, kanal sahiplerinin birçoğu bize ”Televizyon Darbesi” yapmış.
Yani kimse sabahın köründe göbek atmaz değil mi? Tabii normal alışkanlıklara sahipsek.
İzlediysek de, ne yaptıklarını anlamaya çalıştığımız için izlemişizdir.
Peki ya sonra, farklı bir alternatif oldu mu?
Olmaz mı, sabah programları yapan kanallar tüm formatı resmen darbuka ve göbek show üzerine kurdu…
Sunucu gelir, oynar, oynar, konuşur, oynar, şarkı söyler, oynar, konuşur sıkılır oynar, şarkı söyletir, oynar, sarılır, bağırır, arada bir vtr’miz var der oynar, kızıyor numarası yapar, reklamlar der oynar, sunucu gider (oynar).
Bir dönem resmen böyle geçti. Durumun ne kadar ciddi olduğunun farkında mıyız? Ya da o yayınları içine sine sine yapanlar farkındalar mı? Bu tip programların, izleyeni ne kadar olumsuz yönde etkilediği söylemek için uzman olmaya gerek var mı? Bu programlar, izleyen insanları uyuşturmaktan başka bir şey yapmadı.
Neyse ki bu dönem artık sonlanmak üzere, tabii temsilen birkaç program devam ediyor olabilir.
Sabah programlarında ki değişimin, gelişerek devam edeceği inancını taşıyorum, ve birçok başka programında. Çünkü yeni nesil televizyon çocuklarının bakış açısı daha farklı, değişim istiyorlar.
Pardon, Evlilik programlarını unuttum.
Ne yazık ki o programlar da, 10 sene öncesinin sabah programları gibiler. İnsan ilişkilerini saçma sapan bir boyuta  çekiyor.  Duyarlı bir televizyon yöneticisi ya da sahibi, bu tip programlara izin vermez, vermemeli.
Yapmayan yapmıyor.
Tüm bunlara rağmen gümbür gümbür gelen bir Sosyal Medyamız var.
Hepimiz televizyona sadık kalacağız ama televizyon izleme alışkanlıklarımız şekil değiştirecek.
Televizyonculuk anlayışımız değişecek, hepimiz sosyal bir televizyon olacağız.