25 Şubat 2012

Radyo Televizyon Üst Kurulu Uzman Yardımcıları, uzmanlığa geçebilmek için izlediğimiz dizileri konu alan bir tez hazırlamışlar. Özellikle geçmiş sezonun yüksek reytingli Aşk-ı Memnu dizisi için “Toplumun millî ve manevî değerlerine, aile yapısına aykırı birçok unsur tespit edilmiştir.”   denilerek eleştirilmiş.

Haklılar; ama biraz geç kaldılar.aile

İzleyen izledi, etkilenen etkilendi, sömürülen sömürüldü…

Yani hakkında yazılan tüm bu olumsuzluklar zaten yaşandı.

Hatta bu yaşananlar çok tuttu diye, birçok yapımcı ertesi sezon dizilerini çıkmaz aşk üçgenleri üzerine kurmuştu, o dizilerde de manevi değerlerimize ve aile yapımıza aykırı birçok unsur vardı. Tabii birçoğu tutmadı ve ekrana erken veda etti.

Sözünü ettiğimiz dizilerin hepsi bir kaç sezon öncesinde kaldığı için RTÜK’ün tez yazan uzman yardımcıları, bu yazdıkları tezi baz alarak, geçmiş dizileri değil de sezon dizilerini ele alsalar daha sağlıklı sonuçlar elde edebilirler.

Demek istediğim şu ki; sadece ceza yöntemi dışında, farklı prosedürler geliştirilmeli.

Mesela geçen hafta içerisinde Adını Feriha Koydum dizisi, 2 saat 35 dakika süren yayın süresinin içinde, 66 dakika boyunca işkence görüntülerini ekrana getirmiş. Bunun üzerine gençler ve çocuklar için olumsuz etki yaratacağına karar veren RTÜK harekete geçip, diziye rekor bir para cezası verecekmiş.

Peki bu ceza olarak kesilen para o dizinin o saçma sapan sahnelerini izlemek zorunda kalan çocukların ya da gençlerin üzerindeki olumsuz etkinin giderilmesi için mi kullanılacak?Bunlar yayınlandıktan sonra ceza kesmişsiniz, kesmemişsiniz kime faydası var? Kesin olan bir şey var ki, bunun izleyici için bir faydası olmadığıdır. İnsanlar her akşam ayrı bir rezillik izlemek zorunda kalıyorlar, demek ki para cezası etkin bir çözüm yolu değil. Geçici çözüm bile değil. Zaten, yapımcı ve yönetmen bunu göze alıyor. Yapımcı için önemli olan, bir sonraki haftanın reklam gelirlerini etkileyecek olan, sponsorların önüne koyacağı  izlenme oranlarıdır.

Onlar için ceza almak bir kayıp değil, aslında kazanç kapısı!

İzleyiciyi olumsuz etkilemiş, etkilememiş umrunda mı adamların?

Yapımcı para kazanır, kanal para kazanır, RTÜK para cezası keser.

Peki izleyici? O para cezası kesemez, sadece izlememe hakkını kullanır. Faydası olur mu? Bu zamana kadar faydası olduğunu göremedik. Hatta birçok kaliteli yapım, izlenmediği iddia edilerek yayından kaldırılmıştır! Buna örnek olarak Üsküdar’a Giderken dizisinin yayından kaldırılışını verebiliriz.

Esas konu şu ki, ahlaki değerlerimizle örtüşmeyen, aile yapısına aykırı olan, olumsuz unsurları içerisinde barındıran dizileri ertesi hafta cezaları ile ödüllendirmektense, o dizinin o bölümüne yayınlanmadan müdahale etmek daha sağlıklı olmaz mı? Bu sayede uzman yardımcıları da 2 sene sonra bu diziler hakkında tez yazmak zorunda da kalmazlar.

Efsane – 4 Mart 2012
Türk Televizyon tarihine kara bir not düşelim.okan bayulgen jpg Gerekçemiz Okan Bayülgen!
Radyo Televizyon Üst Kurulu, Okan Bayülgen’e programında ingilizce olarak küfür ettiği gerekçesiyle 2 haftalık ekran cezası verdi. Şimdiye kadar RTÜK’ün vermiş olduğu en ağır ceza olduğu belirtiliyor.
Bu ekran karartması, Sosyal Medyayı resmen salladı.
Okan Bayülgen, hafta içi her gün Kraliyet Ailesi programları ile kitlesine resmen kitle katmıştır. 7′den 77′ye derler ya, işte o hesap. Bu oldukça genişleyen izleyici yelpazesinin Sosyal Medya’da RTÜK’e karşı olan tepkisi ise oldukça ağır oldu.
Facebook, Twitter, Bloglar, Kişisel Web Siteleri, Sözlükler ve aklınıza gelen her sosyal mecrada bu ekran karartma olayı şiddetli bir şekildeprotesto edildi. Özellikle Twitter’da yapılan protesto ve Okan Bayülgen’e verilen destek oldukça güçlüydü.#RTÜKİNATBUAKŞAMOKANBAYÜLGENİZLİYORUZ hashtagi saatlerce dünya çapında 1. sırada WW TT oldu. Bu şimdiye kadar hiç kimse için yapılmamış ve görülmemişti. Yiğidi öldür hakkını ver diye boşuna dememişler,onu karartmak isteyenlere inat, izleyicisi Okan Bayülgen’e ve Kraliyet Ailesine hakkını verdi.
Şimdi soruyorum:
Hangi Televizyoncunun bu kadar arkasında duran, onun için çabalayan bir seyircisi var?
Hangi Televizyoncu reyting kaygısı taşımadan toplumsal bilinç kazandırmak adına bir şeyler yapıyor?
Hangi Televizyoncu, izleyicisini adam yerine koyuyor?
Hangi Televizyoncu korkmadan eğriye eğri, doğru ya doğru diyor?
Bu sorulara cevap olacak bir kaç isim sayabiliriz elbette ki; ama
1.sırada Okan Bayülgen var.
okan 300x199 Gerekçemiz Okan Bayülgen!
Onu bu kadar sahiplenen izleyicilerininolması, sonucu ne kadar değiştirir, bilemiyorum. Ama yapılan, kararlaştırılan, haberlere konu olan cezanın adaletsiz ve saçma sapan bir ceza olduğu konusunda herkes hem fikir. Ceza gerekçesi olarak gösterilen ingilizce olarak söylenmiş “F.CK” kelimesinin 2 haftalık ekran yasağı getirmesi, ”üstü örtülü bir uyarı mı?” sorularını aklımıza getirmiyor desek yalan olur
Nedenini biliyorsunuz
Madem bizi “F.CK” kelimesinden bile koruyacak, bizi bu kadar düşünen bir denetim kurulu var, o zaman neden ekranda ki esas kirliliğe el atmıyor?
Sistem resmen çökmüş… Ekran da ahlaksızlık aldı başını gidiyor,
Tecavüzcü karakterler dizilerde fink atsın, gözümüze soka soka fantezi yapsınlar.
Bir adam aynı anda iki farklı kadını hamile bıraksın, normalmiş gibi izlettirsinler.
Aynı adama aşık olmuş abla ve kız kardeş dramlarının suyunu çıkarsınlar.
Evlilik programlarında 70′lik dedeler 17′lik kızlara talip olsun.
Aile değilde şirket anlaşması yapıyormuş gibi aile kurumunun içine etsinler,
Tv Programlarında aleni bir şekilde insan sömürüsü yapılsın.
Kadın programı yapanlar izleyiciye aptal muamelesi yapsın.
Bu saydıklarımız işin özeti bile değil, aile yapısına aykırı içeriğe sahip bu yayınlara bugüne kadar böyle bir ceza verilmedi, sadece para cezası ile geçiştirildi. Ben buna “Ertesi hafta cezaları ile ödüllendirilen diziler, programlar” diyorum.
Neyse!
Tüm bu ekran saçmalıklarına karşı, haftanın 5 gecesi toplumsal bilinç kazandırmak, pekiştirmek, öğretmek, bilgilendirmek, farkındalık yaratmak, dikkat çekmek, destek olmak için program yapan adama, 2 haftalık ekran yasağının verilmesini aklım almıyor, aklımız almıyor.
Sosyal medyanın gücünü sonuna kadar kullanacağız ve bu haksız karara karşı tepkimizi dile getirmeye devam edeceğiz.
Tarafımca başlatmış olduğum,
Okan Bayülgen’e Dokunma Rtük – http://imza.la/okan-bayulgen-e-dokunma-rtuk imza kampanyasına destekleriniz için teşekkür ederim.
Buyrun, Okan Bayülgen’in Disko Kralı programında ki RTÜK açıklamasınını izleyin. #kraliyetailesininseyircisidekraldir
Haber sitelerinde yayınlanan haberlere göre ”yasak yok yayına devam” açıklamasının yapıldığı belirtildi. 

16 Mart 2012

Teknolojik gelişmeler, günlük alışkanlıklarımızı değiştirdiği gibi, yeni alışkanlıklar kazanmamıza da neden oluyor. radyotvgazete Sosyal Medya AyarıÖzellikle iletişim araçlarının gelişmesi, yeni sistemlerin ve yeni ürünlerin ortaya çıkması bu değişimde büyük rol oynuyor. Bu doğrultuda, medya araçlarının bize kazandırdığı toplusal alışkanlıklarımıza bakarsak, son yüzyılda teknoloji ile paralel olarak ne kadar değişime uğradığını görebiliriz.
Geçmiş döneme bir bakalım;
Radyo bir zamanların en etkin medyasıyken, televizyonunkarşısında duramamıştır ve güç kaybetmiştir. Aynı dönem içerisinde televizyon, yazılı basına da büyük bir darbe vurmuştur. Birçok dergi kapanmış ve gazetelerin tirajları ciddi oranda düşmüştür. Bunun nedeni; televizyonun görsel olması, popülerliğinin giderek artması, habere kolay erişimsağlaması, eğlenceli olması ve en önemlisi yeni olmasıydı.Görüldüğü üzere, iletişim şekilleri, gelişen teknoloji ile sürekli değişime uğramaktadır. Televizyon’un yaygınlaşmasından itibaren, radyodan haber dinleyen, gazeteden haberleri okuyan insanların oranındaki düşüşe bakarsak bu toplumsal alışkanlıklarımızın kolayca değiştiğini görebiliriz.
Günümüze gelecek olursak, şu an sosyal medya bu iletişim araçlarının zamanında yaptığı gibi, topluma yeni alışkanlıklar kazandırıyor. Hatta sosyal medyanın dahainteraktif bir ortam olması nedeni ile, toplumsal alışkanlıkların değişimi çok daha hızlı olacak ve de bunu biz şekillendireceğiz.

Şu bir gerçek ki, tüm dünyada konvansiyonel medya artık tek başına bir güç teşkil etmiyor. Nedeni biliyorsunuz; sosyal medya. Sektördekilere tavsiyem, eğer bu iki medyayı bir arada kullanmıyorsanız, şimdiden sektöre veda edin.
Özellikle son aylarda, dikkat ettiyseniz; radyo, televizyon ve sosyal medya etkileşimi fark edilebilir bir seviyeye ulaştı. Mesela artık televizyon kanalları yayın sırasında insanları sosyal ağlara yönlendirmeye başladı. Aynı şekilde radyolar, dinleyicilerini sosyal ağlara yönlendiripgeri bildirim alıyorlar.
Özellikle dizi izlerken birdenbire ekranda beliren Twitter hastagleri son dönemlerde çok moda. Eskiden reytinglere bakılırdı, şimdi Twitter TT listesine bakılıyor. Bu tam bir ölçme olabilir mi? Tabii ki hayır; ama tartışılır. Gelecek dönemler için bu oluşan algı yeni sistemlerin yol göstericisidir. Özellikle internet bağlantılı televizyonların yaygınlaşması ile reyting ölçümleme sistemi tamamen değiştirecektir. Şimdilik, doğru ve daha bağımsız sonuçlara ulaşmak için biraz daha bekleyeceğiz.
Alışkanlılarımız şekil değiştirecek.


Televizyon izlemek, radyo dinlemek ve gazete okumak özünde hep aynı kalacak; ama sosyal medya hepsine yeni bir ayar çekerek şekillendirecek.

Sosyal Medya, televizyon izleyicisi açısından duyarlı bir profil oluşturuyor, iyi ya da kötü, içerideki herkesin bu profile katkısı var. Televizyon ile rekabet halinde değil, birbirlerini tamamlıyorlar. Yani Sosyal medyayı büyük bir cephanelik gibi ya da hazine gibi düşünebiliriz. Belki de, farkında olmadan ileride izlemek istediğimiz programların temelini atıyoruz.
Mesela, Televizyonda yayınlanan magazin programları etkisini yitiriyor, hatta yitirdi denebilir. Bundan 10 sene öncesini düşünürsek, her kanalın saatlerce süren magazin programları vardı, şarkıcıların, mankenlerin ve ne olduğu belli olmayan insanlar hakkında haber yakalamak için magazin muhabirleri birbirleriyle yarışırlardı, kişilik haklarına saldırgan yayınlardı bunlar, üstelik yaptıkları haberler sanki memleket meselesi gibi ana haberlerde bile yayınlanırdı.
Ne yazık ki birçok kanal, bu mantıkla yayın yapıyordu, yapmadık diyen yalan söyler.
Magazini o kadar önemli bir şeymiş gibi gösterdiler ki, izleyende öyle sandı! İzleyici alışkanlıkları kazandırıldı, topluma kazandırılan tek şey sadece Magazindi.
İzleyici istekleri ön planda değildi, birileri bir şekilde ünlü oldu, izleyicinin ise sadece televizyonu açıktı. Belki izledi belki izlemedi, ama kazananın izleyen taraf olmadığı kesin bir gerçek. Bir reyting ölçüm sistemi elbette vardı, şu an da Reyting Şikesi olarak nitelendirilen sistemden bahsediyorum…
O kadar karışık bir dönem ki, düşünsenize bu dönemin yayıncılarının, programcıların, kanal sahiplerinin birçoğu bize ”Televizyon Darbesi” yapmış.
Yani kimse sabahın köründe göbek atmaz değil mi? Tabii normal alışkanlıklara sahipsek.
İzlediysek de, ne yaptıklarını anlamaya çalıştığımız için izlemişizdir.
Peki ya sonra, farklı bir alternatif oldu mu?
Olmaz mı, sabah programları yapan kanallar tüm formatı resmen darbuka ve göbek show üzerine kurdu…
Sunucu gelir, oynar, oynar, konuşur, oynar, şarkı söyler, oynar, konuşur sıkılır oynar, şarkı söyletir, oynar, sarılır, bağırır, arada bir vtr’miz var der oynar, kızıyor numarası yapar, reklamlar der oynar, sunucu gider (oynar).
Bir dönem resmen böyle geçti. Durumun ne kadar ciddi olduğunun farkında mıyız? Ya da o yayınları içine sine sine yapanlar farkındalar mı? Bu tip programların, izleyeni ne kadar olumsuz yönde etkilediği söylemek için uzman olmaya gerek var mı? Bu programlar, izleyen insanları uyuşturmaktan başka bir şey yapmadı.
Neyse ki bu dönem artık sonlanmak üzere, tabii temsilen birkaç program devam ediyor olabilir.
Sabah programlarında ki değişimin, gelişerek devam edeceği inancını taşıyorum, ve birçok başka programında. Çünkü yeni nesil televizyon çocuklarının bakış açısı daha farklı, değişim istiyorlar.
Pardon, Evlilik programlarını unuttum.
Ne yazık ki o programlar da, 10 sene öncesinin sabah programları gibiler. İnsan ilişkilerini saçma sapan bir boyuta  çekiyor.  Duyarlı bir televizyon yöneticisi ya da sahibi, bu tip programlara izin vermez, vermemeli.
Yapmayan yapmıyor.
Tüm bunlara rağmen gümbür gümbür gelen bir Sosyal Medyamız var.
Hepimiz televizyona sadık kalacağız ama televizyon izleme alışkanlıklarımız şekil değiştirecek.
Televizyonculuk anlayışımız değişecek, hepimiz sosyal bir televizyon olacağız.